Sağlıklı Beslenmeye Yeni Başlayanlara Tavsiyeler

Dinç ve sağlıklı kalmak istiyorsanız diyet önemlidir. Yaşam kalitesini doğrudan etkileyen beslenme; Kişisel sağlık durumunuza göre farklılık gösterse de herkes için geçerli olan genel kuralları vardır. Her sağlıklı insan için günlük kalori alımı cinsiyetine ve yaşına göre hesaplanır. Bu ortalama kalori skalasına uyarsanız gereksiz yiyeceklerden kaçınarak fazla kilolardan kurtulabilirsiniz.sağlıklı beslenme, sağlıklı beslenmeye başlama, sağlıklı beslenme ipuçları

Sağlıklı beslenme ipuçları

Doğru Yiyin… Günlük almanız gereken kalori miktarını öğrendiniz ama sağlıklı ve sağlıklı beslenmek için bu kalorileri nereden almanız gerektiğini bilmeniz gerekiyor. Protein, sebze, sağlıklı yağlar ve kaliteli karbonhidratları seçin.

Porsiyonlarınızı azaltın… Bu, yediğiniz yemek miktarını azaltacağından porsiyonunuzu azaltmak size psikolojik bir tokluk hissi verecektir. Küçük bir kase dolusu makarna, büyük bir tabağın ortasındaki birkaç kaşık makarnadan çok daha güzel görünüyor.

Çeşitliliğe dikkat edin… Tek tip diyet denilen sadece protein veya tek karbonhidrat bazlı besin tüketmek yerine, tüm vitamin ve mineralleri gerekli miktarda alabilecek şekilde yemelisiniz.

Gıda Ambalajını Okuyun… Hangi gıdaları ne kadar yediğinizi bilmiyorsanız kontrollü bir yemek planı yapamazsınız. Gıda ambalajlarını okuma alışkanlığı edinin. Özellikle karbonhidrat, lif ve yağ içeriği incelenerek; Protein ve lif oranı yüksek yiyecekleri seçin.

Tam tahıllara yer açın… Yüksek lif içeriği ve uzun süreli tokluk özellikleriyle bilinen tam tahılları beslenme düzeninize eklemelisiniz. Sağlıklı bir diyet için gerekli olan tam tahılları yemeyi unutmayın.

Light sağlıklı demek değildir… Kalori hesabına göre hafif yiyeceklerin yanı sıra düşük kalorili, az yağlı veya az yağlı yiyecekler yemek faydalı olabilir. Ancak, her hafif yiyecek sağlığınız için iyi değildir. Bunu unutma; Süt, hafif hale getirmek için daha fazla işlemden geçer ve füme tavuk diyen bir ürün ek koruyucu içerir. Kalorileri göz önünde bulundurarak, sağlıklı yiyecekleri de seçmelisiniz.

Tuz yerine baharat kullanın… Tuzu sofradan kaldırmayı deneyin. Çok fazla tuz yemek, yüksek tansiyona ve vücudun şişmesine neden olur. Tuz yerine baharat kullanmak çok daha faydalı olacaktır.

Mevsiminde yiyin… Meyve ve sebzeler, lif ve düşük kalori içeriğinden dolayı geciktirilmemelidir. Ancak tüm meyve ve sebzeleri mevsiminde tüketmek faydalı olacaktır.

Yağ içeriğine dikkat edin… Bitkisel yağları tercih etmelisiniz. Katı hayvansal yağlar yerine zeytinyağı, kolza yağı, ayçiçek yağı kullanabilirsiniz. Özellikle sağlığınız ve kaloriniz için yemeklerle birlikte kızarmış yiyeceklerden kaçının.

Kahvaltıyı ihmal etmeyin… Öğün atlamamanız gerektiğini bilmelisiniz ama özellikle kahvaltı diyetinizin önemli bir parçasıdır. İdeal olarak, kahvaltı uyandıktan sonra 1 saat içinde hazırlanır. Zamanında hazırlanan sağlıklı kahvaltı; Metabolizmanızı hızlandıracak, kan şekerinizi dengeleyecek ve kilo vermenizi kolaylaştıracaktır.

Sağlıklı beslenmede suyun önemi

Su yaşam için gereklidir. Oksijenden sonra su bir canlı için en önemli şeydir. İnsan vücudu; Su içeriği B – q’dir. sağlıklı bir yetişkin; Ortalama olarak günde 2 – 2,5 litre su içmeniz gerekir. Hücreler, dokular ve sinir sisteminin düzgün çalışması için suya ihtiyacı vardır. Su, yediğimiz besinleri sindirip özümseyip hücrelerimize nakletmek kadar önemlidir. Sağlıklı beslenme konusunda yeniyseniz; Unutulmamalıdır ki su tüketimi yemekten az olmamak üzere düşünülmelidir. Vücutta metabolizma sonucu oluşan zararlı maddelerin taşınmasına ve vücuttan atılmasına yardımcı olan su; Eklemlerin yağlanmasını sağlamak da önemlidir. Sağlıklı beslenme planınızın bir parçası olarak su içmekte zorlanıyorsanız; Hatırlatma olarak suyu limon, tarçın, taze nane, salatalık, yeşil elma gibi antioksidanlarla renklendirerek su içmeye teşvik edebilirsiniz…

Beslenmeye Bağlı Sağlık Sorunları

Sağlıklı beslenmenin temeli; Protein, karbonhidrat ve yağlar, ideal seviyelerin üstünde veya altında alındığında bir takım sağlık sorunlarına neden olabilir. Yaşam kalitesini doğrudan etkileyen beslenme dengeli ve sağlıklı olmalıdır. Her biri farklı bir sağlık sorununa neden olan vitamin ve mineral eksiklikleri düzenli ve dengeli beslenme ile önlenebilir. Bir beslenme uzmanı yardımıyla yaşam tarzınızı dikkate alarak kendinize en uygun beslenme programını oluşturabilirsiniz: kronik hastalıklar, yaş, cinsiyet, kilo, varsa spor yaşam tarzı. Vücudun tüketilen besinleri emememesinden kaynaklanan yeme bozuklukları hem çocuklarda hem de yetişkinlerde görülmektedir. Yeme bozuklukları, özellikle çocukların sadece sevdikleri yiyeceklere yöneldiği ve sağlıksız yiyecekleri çok miktarda tükettiği durumlarda daha sık karşılaşılabilen bir sağlık sorunudur.beslenmeyle ilgili hastalıklar, beslenme ve hastalıklar, beslenme hastalıkları tetikler mi

Yeme bozukluklarının belirtileri nelerdir?

Vücutta şişlik ve şişlik

Kas hacminde hızlı azalma ve zayıflığa neden olan kilo kaybı

Cildin kurumaya ve pul pul dökülmeye başlayan dış yüzeyi

Uzun sürmeyen kronik ishal

Doğal rengini kaybetmiş saç pigmentleri

Vücuttaki yaraların iyileşme süresini uzatmak,

Çabuk kırılan, çabuk büyümeyen, deforme olan tırnak yapısı,

Açıklanamayan eklem ve kemik ağrısı

Anemi, anemi oluşumu,

Çocukların gelişiminde ve büyümesinde yavaşlama,

Kolayca kafası karışır, konsantre olamaz

Guatr ve tiroid bezi gibi hormonal hastalıklar yetersiz beslenmenin belirtileri arasındadır.

Beslenme sağlığı sorunları;

Protein eksikliğine bağlı hastalıklar… Gün boyunca tüketilen gıdalardan yeterli miktarda protein alınmaması durumunda sağlık sorunları ortaya çıkmaya başlar. Bu durum uzun süre devam ederse vücudumuz kendi dokularında protein kullanmaya başlar ve bu istenmeyen bir durumdur.

Dengesiz beslenme, böbrek ve karaciğer hastalıkları, ekonomik koşullar gibi birçok farklı nedenden dolayı protein eksikliği meydana geldiğinde; Vücutta büyüme geriliği, ani kilo kaybı, halsizlik, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve iyileşme sürecinin uzaması gibi sorunlar ortaya çıkar.

Özellikle çocukluk çağında protein eksikliğine bağlı olarak marasmus, quasi-orc ve quasi-orc marasmus olarak tanımlanan çeşitli hastalıklar ortaya çıkabilmektedir. Ölümcül olan bu hastalıklardan korunmak için beslenmeye ve sağlıklı beslenmeye dikkat etmelisiniz.

Karbonhidrat eksikliğine bağlı hastalıklar… En önemli enerji kaynaklarından biri olan karbonhidratlar, vücudumuzda sıvı tutmamıza da yardımcı oldukları için çok önemli bir rol oynarlar. Bağırsak hareketleri için de etkili olan karbonhidratlar, düzenli olarak tüketilmesi gereken besin değerleri arasındadır. Şeker, şekerli besinler, tahıllar, baklagiller, muz, patates, elma gibi besinlerde bulunan karbonhidratlar, az tüketildiğinde sağlık sorunlarına neden olur. Yeterli düzeyde karbonhidrat alımı sağlanmadığında vücudun yağlarından enerji gelmeye başlar. Enerji olarak fazla yağ kullanılırsa, kanda normalden daha fazla keton gövdesi üretilir. Bu fenomene ketoz denir. Komaya neden olan ketozis ciddi bir sağlık sorunudur ve dengeli beslenme ile önlenebilir.

Yağ eksikliğine bağlı hastalıklar… Vücudumuz bazı maddeleri kendi başına üretirken, bunları dışarıdan beslenme yoluyla almak zorundadır. Bazı yağ asitleri de vücuda gıda yoluyla girer. Linoleik asit ve araşidonik asit gibi yağlar, damarlardaki yağların akışkanlığını sağlayan ve hücrelerin dayanıklılığını artıran son derece önemlidir. Esansiyel yağ asidi eksiklikleri, özellikle linoleik asit, yaygındır. Bunun nedeni küçük çocukların kısıtlı beslenmesi ve yetişkinlerin normal beslenmenin dışında beslenmesi gibi durumlardan kaynaklanmaktadır. Özellikle çocuklarda görülen cilt hastalıkları ve büyüme geriliği gibi belirtiler, esansiyel yağ asitleri eksikliği olduğunda ortaya çıkar. Bu hastalıkların birçoğunun ortaya çıkmaması için hem çocukların hem de yetişkinlerin beslenmesine dikkat edilmelidir.

Karın Şişkinliğinden Nasıl Kurtulabilirsiniz?

Bağırsakta küçük bir alan sıkıştırıldığında sık şişkinlik oluşur. Birçok kişide görülen şişkinliğin nedeni kişiden kişiye değişmekle birlikte yiyecek ve içeceklerden kaynaklanabilir. Mide, şeker hastalığı olan kişilerde olduğu gibi bazı sağlık sorunları nedeniyle yavaş boşalır. Hızlı sindirim eksikliği ayrıca kişinin yemekten sonra şişkinlik ve ağrı hissetmesine neden olur. Ayrıca karın bölgesine kilo vermek şişkinliğe neden olur. Midedeki hava bağırsak mikroorganizmaları tarafından üretilir. Gaz, sindirim sürecinin zorluğuyla orantılı olarak oluşur. Şişkinlikten kurtulmak için beslenmeye dikkat etmeli ve düzenli egzersiz yapmalısınız.karın şişkinliği nedenleri, karın şişkinliğinden kurtulma, karın şişkinliğinden kurtulma yolları

Şişkinlik nasıl önlenir?

Yavaş Yiyin… Şişkinliğin en önemli nedenlerinden biri olan sindirim problemlerini önlemek için daha yavaş yemelisiniz. Çiğnediğiniz her lokmayı hemen yutmadan sindirmenin çok daha kolay olduğunu bilerek, daha yavaş yemeye çalışmalısınız. Asitli İçeceklerden Kaçının… Asit gazı şişkinliğe neden olur. Bardaktaki gaz şişkinliğe neden olur. Gaz bağırsaklara girdiğinde daha fazla soruna neden olur. Bu nedenle tercihinizi mümkün olduğunca asidik olmayan içeceklere vermelisiniz. Bol lifli besinler tüketin… Besinlerin lif içeriği bu besinlerin sindiriminin daha kolay olduğunu gösteriyor. Özellikle kabızlık gibi sorunlar yaşıyorsanız, bağırsak hareketlerine neden olan lif içeren besinler tüketmelisiniz. Ayrıca lif içeren gıdaların daha uzun süre tok hissetmenizi sağladığını da hatırlatırız.

Bitki sütü için… En yaygın gıda intoleranslarından biri laktozdur. Laktoz adı verilen süt şekerinin sindirimi vücudunuz için sorun teşkil ediyorsa bitki bazlı sütü tercih edebilirsiniz. Yoğurt, dondurma gibi birçok gıdaya eklenen sütünüz konusunda daha dikkatli olmalısınız. İçerdiği laktoz nedeniyle süt içtikten sonra şişkinlik olabilir.

Sakız Çiğnemekten Kaçının… Gaz, şişkinlik gibi sağlık sorunları yaşıyorsanız mümkün olduğunca sakız çiğnemekten kaçınmalısınız. Sakız çiğnerken, yuttuğunuz her tükürüğün yanında kaçınılmaz olarak hava da yutarsınız. Fazla hava şişkinliğe neden olur. Ayrıca bazı sakız ürünlerinde kullanılan yapay tatlandırıcılar da sağlığa zararlıdır. Nefesinizi tazelemek için sakız çiğniyorsanız, gargara yapabilir veya nefes tazeleyici satın alabilirsiniz.

Karbonhidrat tüketmemeye çalışın… Bazı karbonhidratlara karşı hassasiyetiniz nedeniyle şişkinlik yaşayabilirsiniz. Soğan, Brüksel lahanası, sarımsak, brokoli gibi yiyecekleri yedikten sonra vücudunuzun tepkilerini izlemelisiniz. Bu yiyecekleri yedikten sonra şişkinlik hissediyorsanız, karbonhidrat duyarlılığınız olabilir. Bu besinleri bir süre tüketmezseniz sorunun beslenmenizden kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlayabilirsiniz.

Adet döneminize dikkat edin… Özellikle adet döneminde dalgalanan ve dalgalanan hormonlar şişkinliğe neden olabilir. Şişkinliğe baş ağrısı, yorgunluk veya başka ağrılar eşlik ediyorsa, doktorunuzla konuşarak faydalı yöntemler hakkında bilgi edinebilirsiniz.

Limonlu su için… Midenizdeki gastritten korunmak için yemeklerden yaklaşık 20 dakika önce limonlu su içmelisiniz. Mide ekşimesi gibi sorunlara da yardımcı olacak bu yöntem, bağırsaklarda gaz oluşumunu da önleyecektir. C vitamini yönünden zengin olduğu bilinen limonu düzenli olarak tüketirseniz birçok hastalıktan kendinizi koruyabilirsiniz.

Zencefil çayı için… Sık sık şişkinlik yaşıyorsanız, düzenli olarak zencefil çayı içmenizi öneririz. Zencefilin sindirime yardımcı olduğu, bağırsak fonksiyonunu iyileştirdiği ve gaz oluşumunu önlediği bilinmektedir. Kanı incelten ve dolaşımı artıran zencefil çayını günde 2 bardaktan fazla tüketmemeyi kural haline getirmelisiniz.

Bilinçli Farkındalık İle Nasıl Beslenilir?

Mindfulness (bilinçli farkındalık) yöntemiyle yemek yemek, farkında olmadan ve yemeği yönetmeden alışkanlık haline getirdiğimiz yeme davranışının farkına varmaya çalışmak, yemek yerken daha bilinçli hareket etmek demektir.

Özenli beslenme; Gıda ile aramızdaki ilişkiyi yönetmek ve gıda tüketimi konusunda farkındalığımızı artırmak için çok etkili bir yöntemdir. Bir diyetten ziyade bir diyet olarak düşünülmesi gereken dikkatli beslenme sayesinde, öz kontrolü geliştirirken daha sağlıklı yiyecekler yiyebilirsiniz.bilinçli farkındalık ile beslenme, bilinçli beslenme nedir, bilinçli beslenmenin önemi

Bu yeme yöntemi ne yediğiniz değil, nasıl yediğiniz ile ilgilidir. Kilo vermekten ibaret olmayan bilinçli beslenmenin anahtarı, en doğru ve sağlıklı şekilde nasıl yemeniz gerektiğidir. Ancak şöyle diyebilirsiniz; Dikkati içselleştirir ve uygularsanız, birçok gereksiz gıdadan kurtulduğunuz için zaten kilo vermeye başlayacaksınız.

Dikkatli yemenin faydaları nelerdir?

Sadece bedeni değil ruhu da etkili bir şekilde besleyen bilinçli beslenme, zihniniz ve bedeniniz arasındaki ilişkiyi en uygun şekilde kurmamıza yardımcı olur. İster kilolu olun, ister kilo vermeye hazırlanıyor olun, bilinçli bir beslenme yöntemiyle desteklendiğinizi mutlaka hissedeceksiniz.

Sürekli açıklık ve farkındalık ilk başta sizi yorabilir. Ancak zamanla uygulamanın eğlenceli hale geldiğini göreceksiniz. Zihninizi ve bedeninizi dinlemeyi ve kendinizle daha fazla iletişim kurmayı öğreneceksiniz. Sadece kendinizle değil, diğer canlılarla da iletişiminizin artacağını anlayacaksınız. Özellikle yeme alışkanlıklarınızla ilişkili hem iç hem de dış uyaranları fark edecek ve buna göre en sağlıklı yolu seçebileceksiniz.Yemek yerken televizyon izlemek, film izlemek, cep telefonunuzla oynamak gibi yemek dışındaki aktivitelerden mümkün olduğunca uzak durmalı ve dikkatinizi dağıtmalısınız. Bu örnek, en sık görülen ve en hızlı farkındalık yaratma durumlarına örnek olarak gösterilebilir.

Dikkatli beslenme yoluyla diyetinizde daha sağlıklı seçimler yapabileceğinizi de belirtelim. Bilinçli yemeye başladığınızda, vücudumuzun gerçekten ihtiyaç duyduğu besin maddelerini anlamanızın daha kolay olduğunu göreceksiniz. Bu başarısız olursa, kalıcı olumsuz yeme alışkanlıklarından kurtulmanızı sağlayacaktır.

Bilinçli Farkındalık Diyet Önerileri;

Duygusal Tepkileri Hatırlayın… Genel olarak duygular birçok insanın beslenmesinde çok önemlidir. Bu durumun farkındalığı ile duygusal beslenmenin önüne geçilmesi zorunludur. Stres, üzüntü, öfke, hayal kırıklığı, yalnızlık ve can sıkıntısı gibi birçok duygudan dolayı fiziksel olarak aç hissetmeden yemek yemeye eğilimlidirler. Ancak açlık yoktur. Tepkilerinizi izlemeli ve duygularınızın farkında olarak hareket etmelisiniz.

Tokluk Belirtilerine Dikkat Edin… En yaygın yeme hatalarından biri hızlı yemek yemektir. Beyin ortalama 20 dakikada tokluk sinyali gönderir. Başka bir deyişle, masadan ayrılmadan çok önce fiziksel olarak toksunuz ve kendinizi tam hissediyorsunuz. Doyduğunuzu hissedene kadar yemeyi bırakın ve vücudunuza 15-20 dakika zaman verin. Bu sürenin sonunda tamamen doyduğunuzu fark edeceksiniz.

Dengeli ve düzenli beslenmeyi deneyin… Gün boyunca kendinize bir rutin oluşturmanız beslenmenizde çok önemlidir. Her gün aynı saatte yemek yemeyi alışkanlık haline getirirseniz, olumlu değişiklikleri hemen fark edeceksiniz. Düzenli ve dengeli öğünler de sağlığınızı korumak için çok önemlidir.

Kendinizi sevin ve hoşgörüyü bilin… Kendinizi sürekli eleştirir ve sürekli yetersiz hissederseniz bu beslenmenizi etkiler. Kendi bilincinizi nasıl etkilediğinizin farkına varmalı ve aşırı yemenize neden olan olumsuz duygulardan bir an önce kurtulmalısınız.

Farkındalıkla besleyin… Yemek yemeden önce gerçekten aç olduğunuzdan emin olmalısınız. Yemek dışında başka işler yaparken kesinlikle yemek pişirmemelisiniz. Gerekirse beslenme alışkanlıklarınızı değiştirmekte zorlanıyorsanız profesyonel yardım alabileceğinizi hatırlatırız.

Sağlıklı ve Sağlıksız yağlar

Sağlıklı görünmek ve ince kalmak için vücudumuzdaki yağları diyetlerle eritmeye çalışsak da tükettiğimiz besinlerden de belli bir oranda yağa ihtiyacımız var. Vücudumuzun ihtiyaç duyduğu ama kendi kendine üretemediği yağlar mevcuttur. Bu yüzden bazı yağlar vücudumuz için iyidir.

Trigliserit kelimesini duymuş olabilirsiniz. Trigliserit, yediğimiz gıdaların •’inde bulunan bir yağ türüdür. Kan dolaşımımızda bulunur ve vücudumuzda basitçe “yakıt” olarak kullanılır. Bununla birlikte, aşırı trigliserit tüketimi obezite, kalp hastalığı, diyabet ve hatta belirli kanser türleri riskini taşır. Trigliserit seviyelerindeki artış, et ve kolesterol gibi yağları yemekten kaynaklanmaz; karbonhidratlara yani şeker, patates, pirinç, nişasta, un gibi besinlere bağlıdır. Genetik bir bozukluk yoksa düzenli bir diyetle hızla kontrol altına alınabilir.

Neden yağa ihtiyacımız var?

Yağ vücudumuzdaki 1 numaralı enerji kaynağıdır. Ayrıca A, D, E ve K vitaminleri yağda çözünen vitamin türleridir. Ayrıca Omega-3 ve Omega-6 gibi yağ asitleri de sinir sistemi için çok faydalıdır.

Başlıca yağ türleri:

Doymuş yağ

Trans yağ

doymamış yağlar

Tekli doymamış yağ

Doymuş yağ nedir?

Doymuş yağlar tamamen hidrojen atomlarıyla kaplıdır. Çok fazla doymuş yağ yemek, LDL kolesterol seviyelerini ve kalp hastalığı riskinizi önemli ölçüde artırır.

Hangi yiyecekleri içerir?

Et, et ürünleri, süt ürünleri, hindistancevizi yağı ve hurma yağı (bakkalda satılan hemen hemen tüm hazır tatlı ve tuzlu atıştırmalıklarda bulunur) doymuş yağ oranı yüksektir.

Doymuş yağlar oda sıcaklığında katıdır ve yakılması zordur.

İşlenmiş gıdalarda, yağlı süt ürünlerinde, keklerde, bisküvilerde ve unlu mamullerde doymuş yağ seviyeleri yüksektir.

Trans yağlar nelerdir?

Trans yağ, bazı gıdalarda doğal olarak bulunan ancak gıda üretimi sırasında ve çok yüksek sıcaklıklarda kızartılan gıdalarda da oluşan ve doymuş yağdan daha zararlı olan bir yağ türüdür. Vücudumuz günlük trans yağların sadece %2’sini enerjiye çevirebilir. Örneğin fast food zincirlerinden sipariş ettiğiniz orta boy patates kızartması, koroner kalp hastalığı riskinizi # oranında artırıyor!

Hangi yiyecekleri içerir?

Doğal olarak oluşan trans yağlar, tereyağı, peynir ve et gibi hayvansal ürünlerde bulunur. Ayrıca gıdaların işlenmesi ve üretimi sırasında yapay olarak oluşur. Trans yağlar, margarinde, yoğun olarak kullanılan yağlarda veya çok ısıtılmış tereyağında pişirilen yiyeceklerde bulunur.

Doymamış yağlar nelerdir?

Doymamış yağlar, sağlığımız için faydalı olan ve kolesterol seviyemizi düşürmeye yardımcı olan bitki ve balıklardan elde edilen yağlardır. Ayrıca kalp hastalığı ve artrit semptomları riskini azaltır.

Hangi yiyecekleri içerir?

Yağ asitleri Omega-3 ve Omega-6, doymamış yağlara örnektir. Bu yağlar balık açısından zengindir. Ayrıca ayçiçeği, soya fasulyesi, mısır, susam, üzüm çekirdeği ve tahıllar doymamış yağlardan zengindir.

Tekli doymamış yağlar nelerdir?

Tekli doymamış yağlar, kalp hastalığı riskinizi düşürmeye yardımcı olabilecek sağlıklı yağlardır.

Hangi yiyecekleri içerir?

Zeytin, fıstık, kanola, fındık ezmesi ve avokado, tekli doymamış yağlar açısından zengindir.

Sağlık İçin Ne Kadar Yağ Almalısınız?

Araştırmalar, tükettiğimiz gıdaların yağ içeriğinin günlük kJ (kilojoule) değerinin 0’unu geçmemesi gerektiğini göstermektedir. Doğru miktarı elde etmek için doymuş yağlardan kaçınmanız ve bunun yerine bitkisel yağları tüketmeniz gerekir.

Doymuş ve trans yağları azaltmak için ipuçları:

Yarı yağlı veya az yağlı süt ve süt ürünleri yemek.

Margarin gibi katı yağlardan kaçının

Pişirmeden önce beyaz etin derisinin soyulması

Kızartma yerine kebap, fırın, haşlama veya mikrodalga fırını tercih edin.

Bitkisel yağları tercih ederim

Kek, kurabiye ve unlu mamullerden kaçının

Salatalarda tereyağlı soslara zeytinyağı tercih edin.

Erken Kanser Teşhisinin Önemi

Kalp ve damar hastalıklarından sonra ikinci önde gelen ölüm nedeni olan kanser, çağımızın en ciddi sağlık sorunlarından biridir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, yalnızca 2012 yılında, başta akciğerler, karaciğer ve mide olmak üzere çeşitli kanser türlerinden 8,2 milyon insan öldü. Dünya Sağlık Örgütü, teknoloji ve tedavi seçeneklerindeki gelişmelere rağmen kanser ölümlerinin 2030 yılına kadar 13,1 milyona çıkacağını tahmin ediyor. Bu nedenle sağlıklı yaşam tarzlarının önlenmesi ve erken teşhis büyük önem taşımaktadır.erken kanser teşhisi, kanser teşhisi yapımı, kanser teşhisi nasıl yapılır

Sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıkları ile birlikte taramanın önemi

Taze sebze, meyve ve tahıl içeren bir Akdeniz diyeti gibi sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlıklarını benimsemek, trans yağ ve katkı maddeleri içeren gıdalardan kaçınmak, fiziksel olarak aktif olmak ve tütün ve alkolden uzak durmak gibi sağlıklı yaşam tarzları. 1/3 oranında. Ancak sağlıklı alışkanlıklar tek başına kesinlikle yeterli değildir. Sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıkları ve çevresel faktörlerin yanı sıra aile öyküsü ve genetik yatkınlık gibi faktörler de insanlarda kanser riskini artırmaktadır. Bu nedenlerle risk altındaki kişilerin düzenli olarak belirli kontrolleri yaptırması gerekmektedir.

Kanser erken teşhis edilirse yüksek oranda tedavi edilebilir.

Kanser tedavisine yanıt tamamen vücuttaki tümörün boyutuna bağlıdır. Bu nedenle kanser hücrelerinin erken teşhisi, hastalığın tümör vücuda yayılmadan önlenmesinde ve tedavinin başarısında anahtar rol oynamaktadır. Mevcut veriler, erken teşhis edilip tedavi edilen kanserlerin yaklaşık yüzde 90’ının tedavi edilebileceğini gösteriyor.

Erkeklerde ve kadınlarda kanser tarama testleri

Erkeklerde en sık görülen kanser türleri kolon ve rektum kanseri, prostat kanseri ve özellikle sigaranın neden olduğu akciğer kanseridir. Uzmanlar, 40 yaş üstü tüm erkeklerin rutin kanser taraması yaptırmasını tavsiye ediyor.

Kadınlarda en sık görülen kanserler meme, rahim ağzı ve tiroid kanserleridir. Bu nedenle özellikle 20 yaş üzeri tüm kadınların düzenli olarak kendi meme muayenelerini yaptırmaları, 20-40 yaşları arasında 3 yılda bir, daha sonra yılda bir mamografi çektirmeleri gerekmektedir. Rahim ağzı kanseri aşısı ile ilgili olarak, HPV adı verilen rahim ağzı kanseri virüsüne yakalanma olasılığı düşük olan, yani henüz sekse başlamamış kadınların, HPV aşısı olmaları ve cinsel olarak aktif kadınların olması önemlidir. hayat, pap smear adı verilen düzenli bir tarama testi yaptırmalıdır.

Kişinin sağlık sorunları veya kanserin erken teşhisi konusunda şikayetleri olmasa bile, özellikle rahim ağzı, meme, kolon, tiroid ve prostat kanserlerine yönelik düzenli tarama testleri, olası kanserler için tedavi oranını önemli ölçüde artırmaktadır. Unutmayın, kanserde erken teşhis hayat kurtarır!

Soğuk algınlığına ne sebep olur?

Soğuk algınlığına neden olabilecek birçok virüs türü vardır. Ancak bunlar arasında en yaygın olanı rinovirüstür. Soğuk algınlığına neden olan virüsler insan vücuduna ağız, göz veya burun yoluyla girer. Virüs, birisi öksürdüğünde, hapşırdığında veya konuştuğunda havadaki damlacıklar tarafından yayılır.

Ayrıca soğuk algınlığı olan bir kişiyle doğrudan temas veya bulaşık, havlu, oyuncak veya telefon gibi kontamine eşyaların paylaşılması yoluyla da bulaşır. Bu tür bir temastan veya hasta bir kişiyle temastan sonra ellerini yıkamadan göz, burun veya ağız bölgesine dokunan kişiler virüse yakalanabilir. Bazı faktörler soğuk algınlığı olasılığını artırabilir. Her şeyden önce, 6 yaşın altındaki çocuklar, özellikle çocuk bakımında vakit geçiriyorlarsa, en büyük soğuk algınlığı riski altındadır.soğuk algınlığı, soğuk algınlığının nedenleri, soğuk algınlığı bulaşma faktörleri

Kronik bir hastalığı olan veya başka bir şekilde zayıflamış bir bağışıklık sistemi olan kişilerin soğuk algınlığına yakalanma riski daha yüksektir. Hem çocuklar hem de yetişkinler, mevsimlere göre sonbahar ve kış aylarında soğuk algınlığına daha yatkındır.

Bununla birlikte, soğuk algınlığı yılın herhangi bir zamanında ortaya çıkabilir. Sigara dumanına maruz kalan kişilerin soğuk algınlığına yakalanma ve soğuk algınlığından sonra daha şiddetli soğuk algınlığı semptomları yaşama olasılığı daha yüksektir. Ayrıca, alışveriş merkezleri, dini yapılar, okullar veya çok sayıda insanın küçük bir alanda toplandığı uçaklar gibi yerlerde herkesin üşüme olasılığı daha yüksektir.

Soğuk algınlığı ile hangi komplikasyonlar ortaya çıkabilir?

Soğuk algınlığı çeşitli komplikasyonlara neden olabilir. Örneğin, kulak zarının arkasındaki boşluğa bakteri veya virüs girdiğinde akut kulak enfeksiyonu (otitis media) meydana gelir. Bu durumun tipik belirti ve semptomları arasında kulak ağrısı ve bazı durumlarda yeşil veya sarı burun akıntısı ve soğuk algınlığından sonra ateşin tekrar yükselmesi yer alır.

Soğuk algınlığı da astım krizini tetikleyebilir. Yetişkinlerde ve çocuklarda, uzun süreli soğuk algınlığı, akut sinüzite yol açabilen sinüslerin iltihaplanmasına ve enfeksiyonuna yol açabilir.

Soğuk algınlığına ek olarak, insanlar boğaz ağrısı, yani streptokokal farenjit, pnömoni, krup veya bronşiolit gibi başka ikincil enfeksiyonlar geliştirebilir. Soğuk algınlığından farklı olarak, bu enfeksiyonların bir doktor tarafından tedavi edilmesi gerekir.

Soğuk algınlığını nasıl önleyebilirim?

Soğuk algınlığı için tamamen önleyici bir aşı yoktur, ancak soğuk virüslerinin yayılmasını yavaşlatmak için çeşitli makul önlemler alınabilir. Bu önlemler temel olarak iyi hijyen uygulamalarının sürdürülmesini içerir. İnsanlar ellerini sık sık yıkamalı. Ellerinizi sabun ve suyla iyice yıkayın. Çocuklara el yıkamanın önemi öğretilmelidir. Sabun ve su yoksa, mümkün olduğunca alkol bazlı el dezenfektanı kullanılmalıdır.

Kullanılmış eşyalar dezenfekte edilmelidir. Özellikle bir aile ferdi üşüttüğünde mutfak ve banyo dezenfektan ile temizlenmelidir. Çocuk oyuncakları periyodik olarak yıkanmalıdır.

Bir mendil kullanın ve onlara doğru hapşırmamaya veya öksürmemeye dikkat edin. Kullanılmış mendiller hemen atılmalı ve ardından eller iyice yıkanmalıdır. Peçetesi olmadığında çocuklara dirseğin iç kıvrımında hapşırmayı veya öksürmeyi öğretmek özellikle önemlidir. Böylece çocuklar ellerini kullanmadan ağızlarını kapatabilir ve virüslerin yayılmasını yavaşlatabilirler. İnsanlar, gözlük gibi eşyaları diğer aile üyeleri veya diğer insanlarla paylaşmaktan kaçınmalıdır. Bunun yerine yakınlarda hasta veya hasta biri varken ya kendi bardağı ya da tek kullanımlık bardaklar kullanılmalıdır. Soğuk algınlığı olan kişinin adı kullandığı bardak veya bardağın üzerinde yer almalıdır.

Soğuk algınlığı olan kişilerle yakın temastan kaçınılmalıdır. Çocuk bakım merkezleri dikkatle seçilmelidir. Bu merkezlerde iyi hijyen uygulamalarının sürdürülmesine ve hasta çocukların evde tutulması için net bir politika oluşturulmasına özen gösterilmelidir. İnsanların kendilerine iyi bakmaları gerekiyor. Doğru beslenme, egzersiz, yeterli uyku ve stres yönetimi, bir kişinin soğuk algınlığı veya hafif soğuk algınlığından kaçınmasına yardımcı olabilir.

Osteoporoz (kemik kaybı)

Osteoporoz olarak da bilinen osteoporoz; Bu, kemik yapısındaki kalsiyum içeriğinin azalması nedeniyle kemik kırılma olasılığını artıran bir hastalıktır

Türk Osteoporoz Derneği’ne göre; 50 yaşın üzerindeki her üç kadında (meme kanserinden daha sık) ve 50 yaşın üzerindeki her beşinci erkekte (prostat kanserinden daha sık) görülür. Öte yandan, hastalığın Amerika Birleşik Devletleri’nde yılda 1,5 milyon kırığa neden olduğu bildirilmektedir.osteoporoz nedir, osteoporoz teşhisi, osteoporoz tedavisi

Osteoporozun belirtileri nelerdir?

Osteoporozun en sık görülen semptomu omurga ve sırt ağrısıdır. Bu ağrıların nedeni, zayıflamış kemikteki mikro çatlaklardan kaynaklanmaktadır. Mikroskobik düzeyde, birçok kemik kırığı vardır. Bu kırıklar vücudun oluşturduğu yeni kemikle hemen iyileşir. Ancak bu metabolik olay osteoporoz ile durur. Bu durumda mikro çatlaklar büyür ve makro çatlaklara neden olur. Osteoporoz belirtileri şunları içerir: Bel ve sırt ağrısı, boyda kısalma, kamburluk ve özellikle hassas kırıklar.

Osteoporoz Tanı Süreci Nedir?

Osteoporoz tanısı DEXA ve kırıklara dayanır. DEXA ile kemik mineral yoğunluğunun ölçülmesi; Tanıya yardımcı olmak, olası kırıklar hakkında bilgi almak ve hastalığın doğal seyrini gözlemlemek hakkında bilgi alabilirsiniz.

Osteoporozu önlemenin yolları nelerdir?

Osteoporotik kemik kaslarla destekleniyorsa, uyluk, sırt ve bel kasları düzenli hareketlerle güçlendiriliyorsa, hasta yaşlı veya osteoporoz hastası olsa bile bu kırığın azalmasında rol oynayabilir.

Bir kemiğin kırılmaya direnmesi için sağlıklı kas dokusu ve o kemiği koruyacak ve harekete geçirecek bir sinir sistemi gerekir. Tüm bunlar için kemik depolarının kalsiyumla doldurulması gerekir, bu nedenle D vitamini çok önemlidir. D vitamininin en büyük kaynağı güneştir. Beyaz peynir, süt, yoğurt gibi besinlerin tüketimine ve kalsiyum alımını artıracak egzersizlere dikkat edilmelidir.

Kim tehlikede?

Kadınlarda düşük östrojen, erkeklerde düşük testosteron, birinci derece osteoporoz tanısı ve kortizon ilaçları alan kişiler risk altında olabilir.

Osteoporoz için tedaviler nelerdir?

Osteoporoz tanısı konulan hastalarda başka bir durum olmadığı sürece yani kırık yoksa profilaktik tedaviye başlanır. Koruyucu tedavide temel hareket noktası hastayı aktif hale getirmek ve egzersiz yapmaktır. Tempolu yürüyüş, kemiklerin mevcut güçlerini korumasını sağlar. Bir kişinin kasları aktivite ve hareket yoluyla geliştikçe, kemik üzerindeki zorlanmış kuvvetler de azalır ve bu da kırılma riskini azaltır.

Öte yandan koruyucu ilaçlar osteoporozda görülen yıkımı azaltabilir ve dengeleyebilir. Bu tür ilaçlar hastanın yaş grubuna göre tedavide kullanılmaktadır. Ancak ilaç tedavisi tek başına yeterli değildir, tedavi programına düzenli egzersiz eklenmelidir.

İleri osteoporozda omurga kırıkları başlayan hastalarda bu kırıklara bağlı ağrıyı azaltmak için bazı ek önlemler alınmalıdır. Bunlar; düzenli egzersiz programları, tel tedavileri ve kemiğin kemik çimentosu veya bazı organik maddelerle doldurulması.

En sonunda; Osteoporozun ilaçlı ve ilaçsız tedavisine ek olarak, kişisel risk faktörlerine dayalı olarak osteoporozun ilerlemesini engelleyecek önlemler alınmalıdır.

Kızamığa Dair Bilinmesi Gerekenler

Kızamık Teşhis Yöntemleri

Kızamık, erken hastalık belirtileri ve döküntülerle teşhis edilir. Nihai teşhis için, kandaki, kan ve idrar testlerindeki antikorların seviyesini ve damaktan bir smearı ölçen serolojik testler yapılır.

Kızamık tedavisi

Kızamık başka hastalıklara neden olmazsa tedavi gerektirmez. Ancak yatak istirahati ve sulu yumuşak yiyecekler tavsiye edilir. En önemli şey, yeterli sıvı alımını sağlamaktır.

Çünkü kızamık, ikincil bir bakteriyel enfeksiyon yoksa viral bir enfeksiyondur; antibiyotikler tavsiye edilmez.kızamık nedir, kızamık belirtisi, kızamık nasıl geçer

Göz kapakları ılık suyla durulanabilir veya yüksek sıcaklıklarda ateş düşürücü ilaçlar alınabilir. Odadaki havanın nemli olması önemlidir.

Şiddetli kızamık vakalarında, ölüm akılda tutularak tedaviye yüksek dozda A vitamini eklenir. Dünya Sağlık Örgütü, gelişmekte olan ülkelerde kızamık olan her çocuğa A vitamini verilmesini önermektedir.

Kızamık aşısını ne zaman yaptırmalısınız?

Ülkemizde kızamık aşısı 2, 4 ve 6 ayların sonunda üçlü aşı ile yapılmaktadır. Bu aşı, kızamık, kızamıkçık ve kabakulağa karşı korur.

İlkokul birinci sınıfta bir doz daha kızamık, kızamıkçık ve kabakulak aşısı yapılır.

Yetişkinlerde kızamık aşısı

Kızamık, kızamıkçık ve kabakulak üçlüsü çocuklukta verilirse, yetişkinlikte yeniden aşılama gerekli değildir. Ancak kızamık salgını riskinin olduğu askerlik gibi kalabalık alanlarda tek doz aşı yapılır.

Bakılacak şey

Çocuk beş gün evde dinlenmeli ve okula gitmemelidir.

Kızamık kesin olarak teşhis edildikten sonra okulu, anaokulunu ve işyerindeki insanları bilgilendirmek gerekir.

Kızamıklı bir çocukla temasa geçen herkes 72 saat içinde aşılanmalıdır.

Başkaları evi ziyaret etmemelidir.

Çocuk ayrı bir odada olmalı ve odaya veli dışında kimse girmemelidir.

Oda havalandırılmalı, nem seviyesine dikkat edilmeli ve güneş ışığı almalıdır.

Hasta bakıcıları bir maske kullanmalıdır.

Havuç, portakal ve yumurta gibi A vitamini yönünden zengin yiyecekler yemek.

Çikolata kisti nedir?

Çikolata kisti, endometriozis hastalığının bir sonucu olarak ortaya çıkan bir kist türüdür. Genel olarak, endometriozisi olan birçok kadında çikolata kistleri de vardır.

Çikolata kisti (endometrioma) nedir?

Yumurtalıklar, yumurta üretiminin yanı sıra birçok hormonu (androjen, östrojen, progesteron vb.) Salgıladıkları için kadınlar için çok önemli bir rol oynamaktadır. Yumurtalıklarda endometriozis varlığı yumurtalıkları da olumsuz etkiler.çikolata kisti, çikolata kisti belirtisi, çikolata kisti neden olur

Rahim zarının yani rahim dışındaki endometriyal tabakanın (örneğin karın, yumurtalıklarda veya vücudun herhangi bir yerinde) oluşmasına endometriozis denir.

Genellikle sadece rahimde bulunan, adet sonrası kalınlaşan ve her adet döngüsünü durdurarak bebeğin oturup kendini yenilemesini sağlayan bu endometriyal dokunun yumurtalıklarda bulunması da adet kanamasına ve çikolata kistine (endometrioma) neden olur. yumurtalıkta koyu kahverengi kan birikmesinin bir sonucu olarak.

Bu kistlerde biriken sıvı, eski adet kanı gibi koyu kıvamlı olduğu ve rengi çikolatayı andırdığı için bu şekilde adlandırılmıştır. Normal adet döngüsü sırasında görülen fonksiyonel kistlerin aksine bu kistler gerilemez veya kaybolmaz.

Endometriozisi olan her kadının çikolata kisti var mı?

Hastaların yaklaşık dörtte birinde (% 28) her iki yumurtalıkta çikolata kistleri bulunur. En çok 25-34 yaş grubunda görülen endometriozis, kadınların yaklaşık yüzde 10’unu etkileyen çok yaygın bir sağlık sorunudur.

Endometriozisli hastaların% 17-50’sinde çikolata kistleri gelişir. Üreme çağındaki kadınların% 15’inde çikolata kistleri; Kısırlık sorunu olan kadınların% 30’unda bulunur.

Çikolata kisti (endometrioma).

Endometriozisli hastaların% 60-70’inde ağrı görülür. Bazı kadınlarda bu herhangi bir belirti vermez, ameliyat veya ultrason muayenesi ile gözlenir. Kesin nedeni bilinmeyen endometriozis, kadınların yaşam kalitesini kötüleştirebilecek pek çok soruna neden olabilmektedir.

Çikolata kistinin belirtileri (endometrioma)

Çikolata kisti olan hastalarda da endometriozisin tüm semptomları (ağrı, kısırlık) görülebilir. Bazı hastaların şikayetleri olmayabilir. Rutin jinekolojik muayene sırasında tespit edilebilir. Bu kistler çok büyürse ağrı, kist duvarının (duvarının) yırtılması gibi ciddi sorunlara neden olabilir ve çok nadir durumlarda endometrioma (çikolata) kistlerinde kistin astarında kanser gelişebilir.

Çikolata kisti (endometrioma) Teşhisi

Jinekolojik muayeneler ve ultrasonlar çikolata kistinin teşhisine yardımcı olur. Yumurtalık diğer kistlerden ayırt edilmelidir. Transvajinal ultrasonografi, muayene sırasında bulunan yumurtalık kistlerinin ayırıcı tanısında çok önemli bir rol oynar.

Çikolata kistinin teşhisi ultrason ile konulabilir. Ultrason sırasında tümörün kist oluşma olasılığı varsa, ameliyat yapılmalıdır.

Ayrıca kandaki bazı tümör belirteçlerinin ölçülmesi tanıya yardımcı olur. En sık kullanılanlar Ca125 ve HE 4’tür. Endometriozis ve çikolata kisti olan hastada ağrı varsa ve günlük yaşamı ve yaşam kalitesini olumsuz etkiliyorsa laparoskopik (kapalı) cerrahi önerilebilir.