Erken Kanser Teşhisinin Önemi

Kalp ve damar hastalıklarından sonra ikinci önde gelen ölüm nedeni olan kanser, çağımızın en ciddi sağlık sorunlarından biridir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, yalnızca 2012 yılında, başta akciğerler, karaciğer ve mide olmak üzere çeşitli kanser türlerinden 8,2 milyon insan öldü. Dünya Sağlık Örgütü, teknoloji ve tedavi seçeneklerindeki gelişmelere rağmen kanser ölümlerinin 2030 yılına kadar 13,1 milyona çıkacağını tahmin ediyor. Bu nedenle sağlıklı yaşam tarzlarının önlenmesi ve erken teşhis büyük önem taşımaktadır.erken kanser teşhisi, kanser teşhisi yapımı, kanser teşhisi nasıl yapılır

Sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıkları ile birlikte taramanın önemi

Taze sebze, meyve ve tahıl içeren bir Akdeniz diyeti gibi sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlıklarını benimsemek, trans yağ ve katkı maddeleri içeren gıdalardan kaçınmak, fiziksel olarak aktif olmak ve tütün ve alkolden uzak durmak gibi sağlıklı yaşam tarzları. 1/3 oranında. Ancak sağlıklı alışkanlıklar tek başına kesinlikle yeterli değildir. Sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıkları ve çevresel faktörlerin yanı sıra aile öyküsü ve genetik yatkınlık gibi faktörler de insanlarda kanser riskini artırmaktadır. Bu nedenlerle risk altındaki kişilerin düzenli olarak belirli kontrolleri yaptırması gerekmektedir.

Kanser erken teşhis edilirse yüksek oranda tedavi edilebilir.

Kanser tedavisine yanıt tamamen vücuttaki tümörün boyutuna bağlıdır. Bu nedenle kanser hücrelerinin erken teşhisi, hastalığın tümör vücuda yayılmadan önlenmesinde ve tedavinin başarısında anahtar rol oynamaktadır. Mevcut veriler, erken teşhis edilip tedavi edilen kanserlerin yaklaşık yüzde 90’ının tedavi edilebileceğini gösteriyor.

Erkeklerde ve kadınlarda kanser tarama testleri

Erkeklerde en sık görülen kanser türleri kolon ve rektum kanseri, prostat kanseri ve özellikle sigaranın neden olduğu akciğer kanseridir. Uzmanlar, 40 yaş üstü tüm erkeklerin rutin kanser taraması yaptırmasını tavsiye ediyor.

Kadınlarda en sık görülen kanserler meme, rahim ağzı ve tiroid kanserleridir. Bu nedenle özellikle 20 yaş üzeri tüm kadınların düzenli olarak kendi meme muayenelerini yaptırmaları, 20-40 yaşları arasında 3 yılda bir, daha sonra yılda bir mamografi çektirmeleri gerekmektedir. Rahim ağzı kanseri aşısı ile ilgili olarak, HPV adı verilen rahim ağzı kanseri virüsüne yakalanma olasılığı düşük olan, yani henüz sekse başlamamış kadınların, HPV aşısı olmaları ve cinsel olarak aktif kadınların olması önemlidir. hayat, pap smear adı verilen düzenli bir tarama testi yaptırmalıdır.

Kişinin sağlık sorunları veya kanserin erken teşhisi konusunda şikayetleri olmasa bile, özellikle rahim ağzı, meme, kolon, tiroid ve prostat kanserlerine yönelik düzenli tarama testleri, olası kanserler için tedavi oranını önemli ölçüde artırmaktadır. Unutmayın, kanserde erken teşhis hayat kurtarır!

Soğuk algınlığına ne sebep olur?

Soğuk algınlığına neden olabilecek birçok virüs türü vardır. Ancak bunlar arasında en yaygın olanı rinovirüstür. Soğuk algınlığına neden olan virüsler insan vücuduna ağız, göz veya burun yoluyla girer. Virüs, birisi öksürdüğünde, hapşırdığında veya konuştuğunda havadaki damlacıklar tarafından yayılır.

Ayrıca soğuk algınlığı olan bir kişiyle doğrudan temas veya bulaşık, havlu, oyuncak veya telefon gibi kontamine eşyaların paylaşılması yoluyla da bulaşır. Bu tür bir temastan veya hasta bir kişiyle temastan sonra ellerini yıkamadan göz, burun veya ağız bölgesine dokunan kişiler virüse yakalanabilir. Bazı faktörler soğuk algınlığı olasılığını artırabilir. Her şeyden önce, 6 yaşın altındaki çocuklar, özellikle çocuk bakımında vakit geçiriyorlarsa, en büyük soğuk algınlığı riski altındadır.soğuk algınlığı, soğuk algınlığının nedenleri, soğuk algınlığı bulaşma faktörleri

Kronik bir hastalığı olan veya başka bir şekilde zayıflamış bir bağışıklık sistemi olan kişilerin soğuk algınlığına yakalanma riski daha yüksektir. Hem çocuklar hem de yetişkinler, mevsimlere göre sonbahar ve kış aylarında soğuk algınlığına daha yatkındır.

Bununla birlikte, soğuk algınlığı yılın herhangi bir zamanında ortaya çıkabilir. Sigara dumanına maruz kalan kişilerin soğuk algınlığına yakalanma ve soğuk algınlığından sonra daha şiddetli soğuk algınlığı semptomları yaşama olasılığı daha yüksektir. Ayrıca, alışveriş merkezleri, dini yapılar, okullar veya çok sayıda insanın küçük bir alanda toplandığı uçaklar gibi yerlerde herkesin üşüme olasılığı daha yüksektir.

Soğuk algınlığı ile hangi komplikasyonlar ortaya çıkabilir?

Soğuk algınlığı çeşitli komplikasyonlara neden olabilir. Örneğin, kulak zarının arkasındaki boşluğa bakteri veya virüs girdiğinde akut kulak enfeksiyonu (otitis media) meydana gelir. Bu durumun tipik belirti ve semptomları arasında kulak ağrısı ve bazı durumlarda yeşil veya sarı burun akıntısı ve soğuk algınlığından sonra ateşin tekrar yükselmesi yer alır.

Soğuk algınlığı da astım krizini tetikleyebilir. Yetişkinlerde ve çocuklarda, uzun süreli soğuk algınlığı, akut sinüzite yol açabilen sinüslerin iltihaplanmasına ve enfeksiyonuna yol açabilir.

Soğuk algınlığına ek olarak, insanlar boğaz ağrısı, yani streptokokal farenjit, pnömoni, krup veya bronşiolit gibi başka ikincil enfeksiyonlar geliştirebilir. Soğuk algınlığından farklı olarak, bu enfeksiyonların bir doktor tarafından tedavi edilmesi gerekir.

Soğuk algınlığını nasıl önleyebilirim?

Soğuk algınlığı için tamamen önleyici bir aşı yoktur, ancak soğuk virüslerinin yayılmasını yavaşlatmak için çeşitli makul önlemler alınabilir. Bu önlemler temel olarak iyi hijyen uygulamalarının sürdürülmesini içerir. İnsanlar ellerini sık sık yıkamalı. Ellerinizi sabun ve suyla iyice yıkayın. Çocuklara el yıkamanın önemi öğretilmelidir. Sabun ve su yoksa, mümkün olduğunca alkol bazlı el dezenfektanı kullanılmalıdır.

Kullanılmış eşyalar dezenfekte edilmelidir. Özellikle bir aile ferdi üşüttüğünde mutfak ve banyo dezenfektan ile temizlenmelidir. Çocuk oyuncakları periyodik olarak yıkanmalıdır.

Bir mendil kullanın ve onlara doğru hapşırmamaya veya öksürmemeye dikkat edin. Kullanılmış mendiller hemen atılmalı ve ardından eller iyice yıkanmalıdır. Peçetesi olmadığında çocuklara dirseğin iç kıvrımında hapşırmayı veya öksürmeyi öğretmek özellikle önemlidir. Böylece çocuklar ellerini kullanmadan ağızlarını kapatabilir ve virüslerin yayılmasını yavaşlatabilirler. İnsanlar, gözlük gibi eşyaları diğer aile üyeleri veya diğer insanlarla paylaşmaktan kaçınmalıdır. Bunun yerine yakınlarda hasta veya hasta biri varken ya kendi bardağı ya da tek kullanımlık bardaklar kullanılmalıdır. Soğuk algınlığı olan kişinin adı kullandığı bardak veya bardağın üzerinde yer almalıdır.

Soğuk algınlığı olan kişilerle yakın temastan kaçınılmalıdır. Çocuk bakım merkezleri dikkatle seçilmelidir. Bu merkezlerde iyi hijyen uygulamalarının sürdürülmesine ve hasta çocukların evde tutulması için net bir politika oluşturulmasına özen gösterilmelidir. İnsanların kendilerine iyi bakmaları gerekiyor. Doğru beslenme, egzersiz, yeterli uyku ve stres yönetimi, bir kişinin soğuk algınlığı veya hafif soğuk algınlığından kaçınmasına yardımcı olabilir.

Osteoporoz (kemik kaybı)

Osteoporoz olarak da bilinen osteoporoz; Bu, kemik yapısındaki kalsiyum içeriğinin azalması nedeniyle kemik kırılma olasılığını artıran bir hastalıktır

Türk Osteoporoz Derneği’ne göre; 50 yaşın üzerindeki her üç kadında (meme kanserinden daha sık) ve 50 yaşın üzerindeki her beşinci erkekte (prostat kanserinden daha sık) görülür. Öte yandan, hastalığın Amerika Birleşik Devletleri’nde yılda 1,5 milyon kırığa neden olduğu bildirilmektedir.osteoporoz nedir, osteoporoz teşhisi, osteoporoz tedavisi

Osteoporozun belirtileri nelerdir?

Osteoporozun en sık görülen semptomu omurga ve sırt ağrısıdır. Bu ağrıların nedeni, zayıflamış kemikteki mikro çatlaklardan kaynaklanmaktadır. Mikroskobik düzeyde, birçok kemik kırığı vardır. Bu kırıklar vücudun oluşturduğu yeni kemikle hemen iyileşir. Ancak bu metabolik olay osteoporoz ile durur. Bu durumda mikro çatlaklar büyür ve makro çatlaklara neden olur. Osteoporoz belirtileri şunları içerir: Bel ve sırt ağrısı, boyda kısalma, kamburluk ve özellikle hassas kırıklar.

Osteoporoz Tanı Süreci Nedir?

Osteoporoz tanısı DEXA ve kırıklara dayanır. DEXA ile kemik mineral yoğunluğunun ölçülmesi; Tanıya yardımcı olmak, olası kırıklar hakkında bilgi almak ve hastalığın doğal seyrini gözlemlemek hakkında bilgi alabilirsiniz.

Osteoporozu önlemenin yolları nelerdir?

Osteoporotik kemik kaslarla destekleniyorsa, uyluk, sırt ve bel kasları düzenli hareketlerle güçlendiriliyorsa, hasta yaşlı veya osteoporoz hastası olsa bile bu kırığın azalmasında rol oynayabilir.

Bir kemiğin kırılmaya direnmesi için sağlıklı kas dokusu ve o kemiği koruyacak ve harekete geçirecek bir sinir sistemi gerekir. Tüm bunlar için kemik depolarının kalsiyumla doldurulması gerekir, bu nedenle D vitamini çok önemlidir. D vitamininin en büyük kaynağı güneştir. Beyaz peynir, süt, yoğurt gibi besinlerin tüketimine ve kalsiyum alımını artıracak egzersizlere dikkat edilmelidir.

Kim tehlikede?

Kadınlarda düşük östrojen, erkeklerde düşük testosteron, birinci derece osteoporoz tanısı ve kortizon ilaçları alan kişiler risk altında olabilir.

Osteoporoz için tedaviler nelerdir?

Osteoporoz tanısı konulan hastalarda başka bir durum olmadığı sürece yani kırık yoksa profilaktik tedaviye başlanır. Koruyucu tedavide temel hareket noktası hastayı aktif hale getirmek ve egzersiz yapmaktır. Tempolu yürüyüş, kemiklerin mevcut güçlerini korumasını sağlar. Bir kişinin kasları aktivite ve hareket yoluyla geliştikçe, kemik üzerindeki zorlanmış kuvvetler de azalır ve bu da kırılma riskini azaltır.

Öte yandan koruyucu ilaçlar osteoporozda görülen yıkımı azaltabilir ve dengeleyebilir. Bu tür ilaçlar hastanın yaş grubuna göre tedavide kullanılmaktadır. Ancak ilaç tedavisi tek başına yeterli değildir, tedavi programına düzenli egzersiz eklenmelidir.

İleri osteoporozda omurga kırıkları başlayan hastalarda bu kırıklara bağlı ağrıyı azaltmak için bazı ek önlemler alınmalıdır. Bunlar; düzenli egzersiz programları, tel tedavileri ve kemiğin kemik çimentosu veya bazı organik maddelerle doldurulması.

En sonunda; Osteoporozun ilaçlı ve ilaçsız tedavisine ek olarak, kişisel risk faktörlerine dayalı olarak osteoporozun ilerlemesini engelleyecek önlemler alınmalıdır.

Ev Arkadaşlarınızı Güvenle Kucaklayın

Halk arasında kistik hastalık olarak adlandırılan ekinokokozdan korunmak için evcil hayvanlara 3 ayda bir antiparaziter ekinokokal ekinokok uygulanması gerekmektedir. Ekinokokkozun hayvanlarda kullanımı kedilerde enjeksiyon, köpeklerde ise enjeksiyon ve tabletlerle gerçekleştirilebilir. Evde 12 yaşından küçük bir çocuk veya hamile bir kadın varsa bu ekin 2 ayda bir kullanılması önerilir. Çiğ beslenen ve sıklıkla dışarı çıkan hayvanlarda ekinokokkoz riski artarken, kuru mama ile beslenen ve çoğunlukla evde tutulan hayvanlarda bu risk önemli ölçüde azalmaktadır.evcil hayvan bakımı, evcil hayvan sağlığı, evcil hayvanları hastalıktan koruma

Ekinokok kisti nedir?

Kedi ve köpekler tarafından yayılan bir hastalık olarak bilinen ekinokok kisti, parazitlerin neden olduğu yaygın bir hastalıktır. Ekinokokkoz, hastalıklı organları düzgün bir şekilde yok edememekten dolayı insan yiyeceklerini, özellikle sebzeleri enfekte eden, kirli sudan geçerek karaciğere bağırsak yolundan ilerleyen ve özellikle hasta koyunlarda (koyun gibi) buraya yerleşen bir hastalıktır. Bu hastalık yüzde 65 karaciğerde, yüzde 25 akciğerlerde ve yüzde 10 vücudun tüm organ ve dokularında birikiyor. Genellikle kistik lezyonların karaciğere yerleştikten 1 yıl sonra ortalama 1 cm kadar büyüdüğü belirtilmektedir. Bu konuda görüşler farklıdır ancak 6-7 cm çapında bir kistik oluşumun en az 5-6 yıllık bir geçmişi olmalıdır.

Hastalığın klinik belirtileri nelerdir?

Hastalık, bulunduğu organa bağlı olarak semptomlar verebilir. Karaciğerde biriktiğinde, çevredeki organ ve yapılara basınç uygulandığında bazı belirtiler ortaya çıkabilir. Karnın sağ üst kadranda olası ağrı. Safra kanallarına baskı yaparsa veya safra kanalı patlayıp açılırsa hastada sarılık gelişebilir. Bununla birlikte, vakaların neredeyse u’inde hastalık herhangi bir klinik belirti olmaksızın devam edebilir. Hastanın durumunu klinik verilere göre değerlendirmek gerekir. Başka amaçlarla yapılan ultrason ve bilgisayarlı tomografi gibi tetkiklerde tesadüfen klinik bulgu vermeyen kistlerin saptanması mümkündür.

Tedaviler nelerdir?

Tedavi yöntemi olarak cerrahi ve ilaç bağımlılığı tedavi yöntemleri yaygın olarak kullanılmaktadır. Ne yazık ki cerrahi yöntemin ölüm, komplikasyon, hastalığın tekrarlaması ve hastanede kalış riski yüksektir. İlaç tedavisi ile iki yıl içerisinde başarı oranı yüzde 50 ve hastalık tekrarlama oranı yüzde 25’tir.

Son olarak, perkütan tedavi, daha kısa kalış süresi ve daha düşük mortalite ve nüks nedeniyle hastalar için daha fazla fayda sağlar. Perkütan tedaviyi basitçe kisti deriden ayırmak olarak açıklayabiliriz. Ekibimiz tarafından özellikle kadın vezikül büyümesi için geliştirilen MoCaT tekniği, kistin ameliyatsız bir kateter ile boşaltılmasına dayanmaktadır. MoCaT yönteminin diğer yöntemlere göre avantajı yavru vezikül içeren alt tiplerde hastalığın tekrarlama oranının diğerlerine göre daha düşük olmasıdır.

Kızamığa Dair Bilinmesi Gerekenler

Kızamık Teşhis Yöntemleri

Kızamık, erken hastalık belirtileri ve döküntülerle teşhis edilir. Nihai teşhis için, kandaki, kan ve idrar testlerindeki antikorların seviyesini ve damaktan bir smearı ölçen serolojik testler yapılır.

Kızamık tedavisi

Kızamık başka hastalıklara neden olmazsa tedavi gerektirmez. Ancak yatak istirahati ve sulu yumuşak yiyecekler tavsiye edilir. En önemli şey, yeterli sıvı alımını sağlamaktır.

Çünkü kızamık, ikincil bir bakteriyel enfeksiyon yoksa viral bir enfeksiyondur; antibiyotikler tavsiye edilmez.kızamık nedir, kızamık belirtisi, kızamık nasıl geçer

Göz kapakları ılık suyla durulanabilir veya yüksek sıcaklıklarda ateş düşürücü ilaçlar alınabilir. Odadaki havanın nemli olması önemlidir.

Şiddetli kızamık vakalarında, ölüm akılda tutularak tedaviye yüksek dozda A vitamini eklenir. Dünya Sağlık Örgütü, gelişmekte olan ülkelerde kızamık olan her çocuğa A vitamini verilmesini önermektedir.

Kızamık aşısını ne zaman yaptırmalısınız?

Ülkemizde kızamık aşısı 2, 4 ve 6 ayların sonunda üçlü aşı ile yapılmaktadır. Bu aşı, kızamık, kızamıkçık ve kabakulağa karşı korur.

İlkokul birinci sınıfta bir doz daha kızamık, kızamıkçık ve kabakulak aşısı yapılır.

Yetişkinlerde kızamık aşısı

Kızamık, kızamıkçık ve kabakulak üçlüsü çocuklukta verilirse, yetişkinlikte yeniden aşılama gerekli değildir. Ancak kızamık salgını riskinin olduğu askerlik gibi kalabalık alanlarda tek doz aşı yapılır.

Bakılacak şey

Çocuk beş gün evde dinlenmeli ve okula gitmemelidir.

Kızamık kesin olarak teşhis edildikten sonra okulu, anaokulunu ve işyerindeki insanları bilgilendirmek gerekir.

Kızamıklı bir çocukla temasa geçen herkes 72 saat içinde aşılanmalıdır.

Başkaları evi ziyaret etmemelidir.

Çocuk ayrı bir odada olmalı ve odaya veli dışında kimse girmemelidir.

Oda havalandırılmalı, nem seviyesine dikkat edilmeli ve güneş ışığı almalıdır.

Hasta bakıcıları bir maske kullanmalıdır.

Havuç, portakal ve yumurta gibi A vitamini yönünden zengin yiyecekler yemek.

Çikolata kisti nedir?

Çikolata kisti, endometriozis hastalığının bir sonucu olarak ortaya çıkan bir kist türüdür. Genel olarak, endometriozisi olan birçok kadında çikolata kistleri de vardır.

Çikolata kisti (endometrioma) nedir?

Yumurtalıklar, yumurta üretiminin yanı sıra birçok hormonu (androjen, östrojen, progesteron vb.) Salgıladıkları için kadınlar için çok önemli bir rol oynamaktadır. Yumurtalıklarda endometriozis varlığı yumurtalıkları da olumsuz etkiler.çikolata kisti, çikolata kisti belirtisi, çikolata kisti neden olur

Rahim zarının yani rahim dışındaki endometriyal tabakanın (örneğin karın, yumurtalıklarda veya vücudun herhangi bir yerinde) oluşmasına endometriozis denir.

Genellikle sadece rahimde bulunan, adet sonrası kalınlaşan ve her adet döngüsünü durdurarak bebeğin oturup kendini yenilemesini sağlayan bu endometriyal dokunun yumurtalıklarda bulunması da adet kanamasına ve çikolata kistine (endometrioma) neden olur. yumurtalıkta koyu kahverengi kan birikmesinin bir sonucu olarak.

Bu kistlerde biriken sıvı, eski adet kanı gibi koyu kıvamlı olduğu ve rengi çikolatayı andırdığı için bu şekilde adlandırılmıştır. Normal adet döngüsü sırasında görülen fonksiyonel kistlerin aksine bu kistler gerilemez veya kaybolmaz.

Endometriozisi olan her kadının çikolata kisti var mı?

Hastaların yaklaşık dörtte birinde (% 28) her iki yumurtalıkta çikolata kistleri bulunur. En çok 25-34 yaş grubunda görülen endometriozis, kadınların yaklaşık yüzde 10’unu etkileyen çok yaygın bir sağlık sorunudur.

Endometriozisli hastaların% 17-50’sinde çikolata kistleri gelişir. Üreme çağındaki kadınların% 15’inde çikolata kistleri; Kısırlık sorunu olan kadınların% 30’unda bulunur.

Çikolata kisti (endometrioma).

Endometriozisli hastaların% 60-70’inde ağrı görülür. Bazı kadınlarda bu herhangi bir belirti vermez, ameliyat veya ultrason muayenesi ile gözlenir. Kesin nedeni bilinmeyen endometriozis, kadınların yaşam kalitesini kötüleştirebilecek pek çok soruna neden olabilmektedir.

Çikolata kistinin belirtileri (endometrioma)

Çikolata kisti olan hastalarda da endometriozisin tüm semptomları (ağrı, kısırlık) görülebilir. Bazı hastaların şikayetleri olmayabilir. Rutin jinekolojik muayene sırasında tespit edilebilir. Bu kistler çok büyürse ağrı, kist duvarının (duvarının) yırtılması gibi ciddi sorunlara neden olabilir ve çok nadir durumlarda endometrioma (çikolata) kistlerinde kistin astarında kanser gelişebilir.

Çikolata kisti (endometrioma) Teşhisi

Jinekolojik muayeneler ve ultrasonlar çikolata kistinin teşhisine yardımcı olur. Yumurtalık diğer kistlerden ayırt edilmelidir. Transvajinal ultrasonografi, muayene sırasında bulunan yumurtalık kistlerinin ayırıcı tanısında çok önemli bir rol oynar.

Çikolata kistinin teşhisi ultrason ile konulabilir. Ultrason sırasında tümörün kist oluşma olasılığı varsa, ameliyat yapılmalıdır.

Ayrıca kandaki bazı tümör belirteçlerinin ölçülmesi tanıya yardımcı olur. En sık kullanılanlar Ca125 ve HE 4’tür. Endometriozis ve çikolata kisti olan hastada ağrı varsa ve günlük yaşamı ve yaşam kalitesini olumsuz etkiliyorsa laparoskopik (kapalı) cerrahi önerilebilir.

Alzheimer Riskini Azaltmak İçin Kan Şekerinizi Kontrol Altında Tutun

Araştırmalar, diyabetin demans riskini %63 artırdığını gösterse de, nörologlar, Alzheimer riskini azaltmak için kan şekeri seviyelerinin kontrol altında tutulması gerektiğini söylüyor. Yüksek kan şekeri ve yüksek tansiyonun kılcal damarları daralttığı ve herhangi bir belirti olmaksızın sinsi hafıza kaybına neden olduğu bilinmesine rağmen, vasküler demans, Alzheimer’den sonra bunamanın ikinci en yaygın nedenidir. Alzheimer hastalığının gelişiminde diyabetin de rol oynadığını fark eden bilim adamlarının sayısı artıyor. Diyabetin demansı şiddetlendirdiği mekanizma ile ilgili araştırmalar halen devam etmektedir.alzheimer hastalığı, alzheimer hastalığı belirtileri, alzheimer riskini azaltma

Diyabet, Alzheimer hastalığının ilerleme oranını artırır

İsveç’teki Uppsala Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada; Uzun süreli glikoz metabolizması, insülin salgılanması ve etkinliği ile Alzheimer ve damar tıkanıklığına bağlı demans arasındaki ilişkiyi incelediklerini söyleyen uzmanlar, bu çalışmanın sonuçlarını şöyle aktarıyor: “İnsülin seviyeleri oral glikoz ile ölçüldü. 71 yaşında, demanssız 1125 erkeğin yargılanması. Bu hastalar sağlıkları için 12 yıl takip edildi ve 257’si bunama veya hafıza bozukluğundan muzdaripti. Bunların 81’ine Alzheimer, 26’sına vasküler demans teşhisi kondu. Glikoz yüklemesi sonrası düşük insülin sekresyonu olan hastalarda Alzheimer hastalığı riskinin arttığı, vasküler demans hastalarında bu riskin daha da arttığı görüldü. Diyabetli kişilerde hafıza çok daha hızlı bozulur ve bu, Alzheimer problemine zemin hazırladığı için hastalığın seyrini hızlandırır. Alzheimer hastalığı için risk faktörlerini azaltmak istiyorsak, önce kan şekeri seviyelerimizi kontrol altında tutmalıyız. Böylelikle yakın gelecekte umut verici tedavi seçeneklerini kullanma şansımız var. “

Kan şekerin ne olmalı

Diyabet sıklığı gün geçtikçe arttığı için başka kronik hastalıklara neden olabilir. Araştırmalar dünyada 150 milyon şeker hastası olduğunu gösterse de bu sayının 2025 yılına kadar 300 milyonu geçeceği tahmin ediliyor. Türk toplumunda diyabet oranının yüzde 7,2, diyabet başlangıcı için çok önemli olan bozulmuş glukoz tolerans oranının ise yüzde 6,7 olduğu biliniyor. Kan şekeri değerlerinin uluslararası kılavuzlarda tanımlanan güvenli aralığa getirilmesi gerekmesine rağmen ulaşılması gereken hedefler aşağıda sıralanmıştır: Hastanın laboratuvarda kan testleri ve kendi kan şekeri ölçüm cihazı ile evde yapacağı ölçümler; Sabah, öğle ve akşam yemeklerinden önce açlık kan şekeri seviyesi 80-110 mg / dL aralığında olmalıdır. Açlık kan şekeri kadar önemli olan bir başka değer de yemek sonrası kan şekeridir. Yine, üç ana öğünün hepsine başladıktan iki saat sonra ölçülen yemek sonrası kan şekerinin 80-140 mg / dL olması beklenir. Düşük kan şekeri, diğer bir deyişle hipoglisemi, şeker hastalığının tedavisinde önemli bir faktördür. Kan şekerini ölçerken, alt sınır 80 mg / dL’dir. Sonuç 60-80 mg / dl aralığında ise bazı sorunlara neden olabilecek hipoglisemi riskini önlemek için önlemler alınır. Hasta ilaç dozunu ayarlar ve diyetini revize eder. 60 mg / dL’nin altındaki hipoglisemi değerleri tehlikeli kabul edilir ve glikoz seviyelerini yükseltmek için acil müdahale gerektirir. Açlık kan şekeri 110 mg / dL’nin altında ve yemekten sonraki ikinci saat ise kan şekeri 140 mg / dL’nin altında ise hastanın hemoglobin A1c değerleri kontrol edilir. Son ve en önemli kan şekeri hedefi olarak kabul edilen A1c’nin önemi, A1c testinin hastanın son üç aydaki ortalama kan şekeri değerini yansıtması nedeniyle önemlidir. Bir anlamda kan şekeri açısından tedavi başarısı gösteren bir hemoglobin A1c testinin% 6,5’in altında olması beklenmektedir.

Grip aşısı nedir?

İnfluenza, kış aylarında ortaya çıkan ve influenza A ve B virüslerinin burun, boğaz ve akciğerlere yerleştiğinde öksürme ve hapşırmadan kaynaklanan bir hastalıktır. Grip; Yüksek ateş, kas ve eklemlerde şiddetli ağrı, yorgunluk, titreme, baş ağrısı ve boğaz ağrısı, kuru öksürük gibi belirtilerle kendini gösterir.

İnfluenza için kuluçka süresi 1-3 gündür. Grip bulaşıcıdır ve semptomları geliştirmeden bir gün önce başkalarına bulaşmış olabilirsiniz. İnfluenza aşısının koruyucu etkisi 6 ila 8 aydır. Bu nedenle, bir virüse karşı korunmak için alınabilecek en mantıklı karardır.grip aşısı, grip aşısı yapımı, grip aşısı kimlere yapılır

Dünya Sağlık Örgütü her yıl virüsün yapısında bulunan mutasyonları inceliyor ve aşının bileşimi hakkında önerilerde bulunuyor. Ve aşılar bu kılavuzlara göre hazırlanır.

Grip ciddi bir hastalıktır ve risk altındaki kişiler yakalandığında ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabilir. Hatta bronşit, zatürree, ensefalit, sinüzit gibi daha ciddi sonuçları olan hastalıklara bile neden olabilir. Bu nedenle grip aşısı yaptırmaktan çekinenler dışında toplumdaki herkese grip aşısının verilmesi tavsiye edilir.

Grip aşısı olduktan sonra vücudunuz söz konusu virüsle savaşan antikorlar üretmeye başlar. Bu antikorlar, benzer virüslerle karşılaştığınızda sizi korumaya yardımcı olur. Yıldan yıla mevsimsel gribe neden olan virüsler; Bu nedenle, kendinizi her yıl ortaya çıkan yeni grip türünden korumak için her yıl grip aşısı yaptırmanız gerekecektir.

Grip aşısı ne zaman yapılır?

Her yıl değişen grip virüsü nedeniyle grip içeriği her yıl değişmektedir. İnfluenza aşısı her yıl Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiyelerine göre hazırlanmaktadır.

Grip aşısı için en uygun ve etkili dönem, yani Eylül-Kasım ayları arasındaki sonbahar dönemi. Grip aşısının ardından uygun grip mevsiminde koruma sağlar.

Grip aşısının yan etkileri nelerdir?

Bu yaygın olmamakla birlikte, grip aşısı olan kişiler, enjeksiyon bölgesinde ağrı, kızarıklık ve şişlik yaşayabilir. Çok nadiren aşılamadan yaklaşık 6 saat sonra vücutta ateş, halsizlik, kas ağrıları gibi yan etkiler ortaya çıkabilir ve 1-2 gün içinde kaybolur.

Yumurtaya alerjisi olan kişiler grip aşısı olmamalıdır. Ayrıca daha önce grip aşısına alerjisi olan kişiler bunu kullanmamalıdır.

İnfluenza aşısı ile vücuda enjekte edilen virüs kısımları canlı olmadığından aşıdan gribe yakalanma riski yoktur.

Grip Aşısını Kimlere Yaptırmalı?

Grip aşısı, 6 aylıktan küçük çocuklar, gebeliğin ilk 3 ayında olan kadınlar, yumurtaya veya aşıdaki herhangi bir maddeye alerjisi olanlar veya daha önce grip aşısına alerjik reaksiyon göstermiş olanlar dışında herkese yapılmalıdır.

Grip aşısı nerede yapılır?

İnfluenza aşısının bir doktor gözetiminde tam teşekküllü bir sağlık kuruluşunda uygulanması tavsiye edilir.

Grip aşısı Covid-19’a karşı koruma sağlıyor mu?

Grip aşısı sizi koronavirüsten değil grip virüslerinden korur. Koronavirüs, bağışıklık sistemi zayıf olan hastalarda daha yıkıcı olduğu için, influenza enfeksiyonlarına karşı korunmak çok önemlidir. Grip ve COVID-19’un aynı anda bulaşması, çok kötü resimlere neden olabilir. Grip aşısı yaptırmak ve önlem almak ciddi hastalık riskinizi azaltacaktır.

Çocuklarda grip aşısı

Bulaşma riski yüksek olan grip, küçük çocukları da etkiler. Çocuğunuza her yıl grip aşısı yaptırmak, grip mevsiminde grip olma riskini önemli ölçüde azaltacaktır. Özellikle astım, bronşit, kalp yetmezliği, anemi, kronik böbrek yetmezliği ve şeker hastalığı gibi kronik tıbbi rahatsızlığı olan çocuklar için grip bu hastalıkları daha da kötüleştirebileceği için doktora danıştıktan sonra grip aşısı yaptırmak önemlidir.

Çoğul Gebelik ve Riskleri

Çoğul gebeliklerin çoğu sağlıklıdır, ancak bazıları tehlikeli olabilir. Bebek sayısı arttıkça yan etki riski artabilir. En büyük risk, birçok sağlık sorununa neden olabilen erken doğumdur. Özellikle erken doğum yapıyorsanız, doktorunuz sizin için yatak istirahati yazabilir. Yatak istirahatinin çoğul gebeliklerde erken doğumu engellediğine dair bir kanıt yoktur, ancak azaltılmış fiziksel aktivite veya sık dinlenme faydalı olabilir.çoğul gebelik, çoğul gebelik riskleri, çoğul gebelik risklerinden korunma

Çoğul gebeliklerle erken doğum olasılığı nedir?

Araştırmaya göre ikiz gebeliklerde yüzde 60 (37. haftadan önce) erken doğum şansı ve üçlü gebeliklerde neredeyse yüzde 90 var. Erken doğum süresi ikiz gebeliklerde ortalama 35 hafta, üçlü gebeliklerde ortalama 33 hafta ve dörtlü gebeliklerde 29 haftadır.

Erken doğumun riskleri nelerdir?

Bir bebek doğmadan önce akciğerler, beyin ve diğer organlar henüz tam olarak gelişmemiş olabilir. Ayrıca çocuğun bağışıklık sistemi enfeksiyonlarla savaşmak için yeterince gelişmemiş olabilir ya da ememez ya da yutamaz. Bebek ne kadar erken doğarsa risk o kadar yüksek olur. Prematüre doğumlarda, bebekler 34 ila 37 hafta arasında doğarlarsa genellikle sağlıklıdır. Ancak 28 haftadan önce doğan bebeklerin hayatta kalması için çok dikkatli tedavi ve izleme gereklidir.

Doğum 34. haftadan önce başlarsa, doktorunuz ağrıyı birkaç gün geciktirebilir. Gecikme, zaman kazanmak ve akciğerlerin veya diğer organların daha hızlı gelişmesini sağlamak için çocuğu ilaçla tedavi etmek içindir. Bu tedavi ile bebeğin hayatta kalma olasılığı artar. Ek olarak, serebral palsi riskini azaltmak için çocuğunuza magnezyum sülfat verilebilir.

Çoğul gebeliklerde başka hangi sorunlar ortaya çıkabilir?

İkizler ve üçüzler genellikle doğumdan önce sağlıklı olmaları için ihtiyaç duydukları kiloya ulaşmazlar. Normal doğumda bebekler yaklaşık 3 kg doğarken ikizler ortalama 2,5 kg. Genellikle üçüzlerde çocuk başına 1,8 kg, dörtlülerde 1,36 kg ağırlığındadır. 2,5 kg’ın altında doğan bebekler düşük doğum ağırlıklı olarak kabul edilir.

Genelde düşük kilolu doğan bebekler sağlık sorunlarına neden olabilir. Normal kilonun altında doğan bebekler genellikle kendi başlarına nefes alamama sorunu yaşayabilir. Ayrıca enfeksiyonlarla mücadele, vücut ısısını kontrol etme ve kilo alma konusunda da problemleri olabilir. Bu nedenlerle normal kilonun altında doğan bebekler eve gönderilmeden önce bir süre yenidoğan bakım ünitelerinde bakılır.

Hamilelikte zehirlenme (preeklampsi)

İdrarda yüksek tansiyon ve protein ile böbrek veya karaciğer problemlerine neden olan ciddi bir durumdur. Bu durum tekil gebelikleri olan kadınların% 10-15’inde görülmekle birlikte ikiz gebeliklerde ve her çocukta bu rakam iki veya üç katına çıkabilir. Preeklampsi şiddetli olduğunda birçok organı ve plasentayı etkileyebilir ve hayatı tehdit eden ciddi bir sorun olabilir.

Hamilelik sırasında diabetes mellitus

Birden fazla çocuk taşıyan kadınlarda gebelik diyabeti çok yaygındır. Gestasyonel diyabetiniz varsa, doktorunuz sizi çok yakından izlemelidir. Genellikle uygun diyet ve egzersizle kan şekerinizi kontrol edebilirsiniz, ancak bazı kadınların insülin veya başka ilaçlara ihtiyacı olabilir. Kontrolsüz diyabet sizin ve bebeğinizin sağlığını ciddi şekilde tehlikeye atabilir.

Plasental abruption

Bu, plasentanın uterustan erken ayrılması durumudur. Birden fazla çocuk taşıyan hamile kadınlar, tek çocuk taşıyanlara göre daha yüksek risk altındadır. Gebeliğin ikinci evresinde (14. ve 26. haftalar) herhangi bir zamanda ortaya çıkabilir ve büyüme sorunlarına, erken doğumlara ve ölü doğumlara neden olabilir. Dekolman meydana geldikten sonra diğer bebeklere veya bebeklere sezaryen yapılmalıdır.

TTTS (İkizden İkize Transfüzyon Sendromu)

Bu, komplikasyonlara neden olabilen çok nadir fakat ciddi bir durumdur. Bu tek yumurta ikizlerinde görülür. Bu, aynı plasentayı paylaşan ve birinden diğerine kan akan bebeklerin durumudur. Ameliyatta bebeklerin kan damarları arasındaki bağlantı kesilerek bu durum düzeltilebilir.

Bir veya daha fazla bebeği kaybetmek

İkizlere hamile kaldığında, bazen bebeklerden biri hamileliğin erken döneminde düşük yapabilir. Bu duruma kaybolan ikiz sendromu denir. Bu durum ikiz gebeliklerde yüzde 20, üçlü gebeliklerde yüzde 40 düzeyinde görülebilmektedir.

Bu, ultrason yapılmadan birkaç gün önce olmuş olabilir ve gözden kaçamazdı. Tek belirti rahimden gelen kandır. Kalan bebekler veya bebekler genellikle sağlıklı büyümeye devam eder.

Çoğul gebeliklerde ölü doğum olasılığı normal gebeliklere göre biraz daha yüksektir, ancak bu çok nadirdir. Normal gebeliklerde yüzde 0,5 olan bu oran ikiz veya üçlü gebeliklerde yüzde 1-2 civarındadır. Bazı nadir durumlarda, ölü doğan bir bebek, başka bir sağlıklı bebek doğmadan birkaç hafta önce doğabilir.

Bebeklerde aynı plasentaya sahipse, yirminci haftadan sonra hayatta kalan bebek için yüksek ölüm riski vardır. Farklı plasentaları varsa, hayatta kalan bebeğin normal şekilde gelişmeye devam etmesi muhtemeldir.

Riskleri azaltmak için ne yapılabilir?

Erken teşhis koyup doktorunuzun tavsiyelerine uyarak pek çok riski azaltabilirsiniz. Çoğul gebeliklerin ve komplikasyonların farkında olmanız önemlidir, ancak işlerin ters gideceği ve tüm komplikasyonları benim alacağım fikrine takıntılı olmamalısınız. Sağlıklı ve düzenli beslenme ve sıvı alımı esastır. Doktorunuzun talimatlarını ihmal etmeyin ve onun talimatlarına uyun.

Organ Bağışı İle İkinci Bir Yaşam Şansı

Organ bağışının önemine dikkat çekilmesine rağmen, ülkemizde organ bağışı düzeyi hala çok düşüktür. Düşünmeden sorunun ne kadar önemli olduğunu anlayamayız. Ancak her bağış yeni bir hayattır … Organlarınızı toprağa gömmek yerine onlara yeni bir hayat vermeye ne dersiniz?organ bağışı, organ bağışı yapma, organ bağışının önemi

Organ bağışı nedir?

Organ bağışı; Öldükten sonra organlarının bir kısmının veya tamamının başkalarını iyileştirmek için kullanılmasına izin vermek, hayatı boyunca kendi özgür iradesiyle bir kişinin rızasıdır. 05/29/1979 tarih ve 2238 sayılı kanuna göre; Zihinsel olarak stabil olan 18 yaşını doldurmuş herkes organ bağışında bulunabilir.

Organ bağışı nasıl yapılır?

Organ nakil merkezleri, tüm hastaneler, tıp merkezleri ve sağlık departmanları ile iletişime geçerek organ bağışında bulunabilir ve “organ bağış kartı” alabilirsiniz. Bunu yapmak için tek yapmanız gereken, yaklaşık beş dakika sürecek bir bilgi formu doldurmak. Dahası, sigara ve alkol gibi alışkanlıklar organ bağışını caydırmaz.

Bağışlanan organlar bir bedel karşılığında birine bağışlanabilir mi?

2238 sayılı Kanuna göre kişilerin belli bir ücret karşılığında organlarını bağışlaması yasaktır.

Hangi organ ve dokular nakledilebilir?

Doku ve organ nakli, vücutta işlev göremeyen doku ve organların yerine, canlı donörlerden veya beyin ölümü olan kişilerden alınan sağlıklı doku ve organların implante edilmesi işlemidir. Günümüzde nakiller arasında böbrekler, karaciğer, kalp, pankreas, akciğerler, kemik ve kemik iliği, ince bağırsak, kalp kapakçıkları, kornea, tendon, yüz ve kafa derisi, ekstremitelerin üst hava yolları (kollar, bacaklar), üst sindirim sistemi ve rahim bulunmaktadır. .

Beyin ölümü nedir?

Beyin ölümü, insan beynine kan akışının ve oksijenlenmenin kesilmesi ve tüm beyin fonksiyonlarının tamamen ve geri döndürülemez bir şekilde kaybedilmesi olarak tanımlanır. Koma ve bitkisel yaşamdan farklıdır. Hastanın vejetatif yaşam tarzında nefes alması devam eder. Bu hastalar aylarca ya da yıllarca yaşayabilir. Bazı durumlarda iyileşme şansı vardır, ancak beyin ölümü durumunda hasta ventilatöre bağlanır ve kendi başına nefes alamaz. Beyin ölümü yaşayan bir kişide diğer organlar kısa sürede canlılıklarını kaybeder. Şimdiye kadar dünyada beyin ölümü teşhisi konulan ve hayata dönecek hasta yok. Beyin ölümü olan bir kişi tıbbi ve yasal olarak ölmüştür. Organ nakli sadece beyin ölümü olan kişilere yapılır.

Organların alınması

Organların alınması ameliyathanede uzman doktorlardan oluşan bir ekip tarafından yapılır. İlgili organ, alıcıya nakledilene kadar uygun koşullarda saklanır. Organ çıkarıldıktan sonra cesedin yani insan vücudunun bakımı uygun ve onurlu bir şekilde gerçekleştirilir. Organ bağışı yapan bir kişinin organları, ülkemizde acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyan bir alıcıya nakledilir ve Ulusal Organ ve Doku Nakli Koordinasyon Sistemi ile doku uyumu açısından en uygun olanıdır.

Organ bağışı günah mıdır?

Diyanet İşleri Başkanlığı 6/6/1980 tarihli 396 sayılı kararında organ nakline izin verildiğini duyurdu.