Addison hastalığı nedir?

Addison hastalığı, insan vücudu belirli hormonları yeterince üretmediğinde ortaya çıkan nadir bir durumdur. Adrenal yetmezlik olarak da bilinen Addison hastalığı sırasında, bir kişinin böbreklerinin hemen üzerinde bulunan adrenal bezler, kortizol ve aldosteron hormonlarını normal seviyelerin altında salgılar.

Addison hastalığı, hemen hemen tüm yaş gruplarında ve her iki cinsiyette ortaya çıkan, hayatı tehdit eden bir sağlık sorunudur. Addison hastalığının tedavisi, hormon eksikliğinin harici olarak değiştirilmesi ile gerçekleştirilir.addison hastalığı, addison hastalığı ne demek, addison hastalığı tam olarak nedir

Nedenler

Addison hastalığına ne sebep olur?

Bazı nedenlerden dolayı, Addison hastalığı, üretilen kortizol hormonunun bir kişiye yetmemesi ve bazen vücuttaki aldosteronun yeterli olmaması nedeniyle adrenal bezlerin hasar görmesinden kaynaklanmaktadır.

Böbreküstü bezleri, endokrin sistemin bir parçasıdır. Bu bezler, insan vücudunun hemen hemen tüm organ ve dokularını yönlendiren hormonları üretme görevini üstlenirler. Böbreküstü bezleri iki kısımdan oluşur. Medulla veya astar, adrenaline benzer hormonlar salgılar. Serebral korteks veya dış katman, kortikosteroidler adı verilen bir grup hormonun üretiminden sorumludur. Kortikosteroid hormonları arasında glukokortikoidler, mineralokortikoidler ve androjenler bulunur.

Kortizol gibi glukokortikoidler, vücudun besin maddelerini enerjiye dönüştürme yeteneğini etkiler, özellikle iltihaplanma sırasında bağışıklık sisteminin tepkisinde rol oynar ve vücudun strese yanıt vermesine yardımcı olur.

Aldosteron gibi mineralokortikoidler, kan basıncını yani kan basıncını normal seviyede tutmak için vücuttaki sodyum ve potasyum dengesini korur.

Cinsiyet hormonlarından biri olan androjenler, hem erkeklerde hem de kadınlarda adrenal bezler tarafından çok küçük miktarlarda üretilir. Bu hormonlar erkeklerde cinsel gelişimi destekler. Androjenik hormonlar hem erkeklerde hem de kadınlarda kas gelişimini, libido, cinsel dürtü ve iyi olma hissini etkiler.

Addison hastalığında hangi komplikasyonlar ortaya çıkabilir?

Tedavi edilmeyen Addison hastalığı olan bireyler, yaralanma, enfeksiyon veya hastalık gibi durumların bir sonucu olarak Addison krizin geçirebilir. Normal koşullar altında, adrenal bezler vücudun maruz kaldığı fiziksel strese yanıt olarak normalden daha fazla kortizol üretir. Bununla birlikte, böbreküstü bezlerinin stres nedeniyle kortizol üretimini artıramaması, Addison krizine yol açabilir.

Addison krizi, düşük tansiyon, düşük kan şekeri ve yüksek kan potasyumu gibi semptomlarla hayatı tehdit eden bir durumdur. Addison krizi sırasında, bir kişinin acil tıbbi müdahaleye ihtiyacı vardır. Addison hastalığı olan kişilerde eşzamanlı bir otoimmün hastalık da yaygındır.

Addison hastalığı nasıl önlenir

Ne yazık ki, Addison hastalığı önlenemez, ancak Addison krizinden kaçınmak için atabileceğiniz birkaç adım vardır.

Sürekli kendini yorgun, halsiz hisseden veya kilo veren kişiler, doktorlarına danışmalı ve adrenal yetmezliği kontrol etmelidir. Addison hastalığı teşhisi konan bireyler, doktorlarına bir kriz durumunda ve semptomlar kötüleştiğinde ne gibi önlemler almaları gerektiğini sorarak öğrenmelidir. Örneğin, kortikosteroid dozunuzu nasıl artıracağınızı öğrenmek faydalı olabilir. Kusma nöbetleri nedeniyle ilaç alamayan hastalar doktorlarına danışmalı ve uygun çözümler bulmalıdır.

Zatürre Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Zatürre nedir?

Zatürre bakteriler, virüsler ve daha az sıklıkla parazitlerin neden olduğu akciğer enfeksiyonu olarak tanımlanır. Akciğerlerdeki bu enfeksiyon, hava dolu akciğerlerin küçük keseleri olan alveollerde iltihaplı hücrelerin birikmesinden kaynaklanır. Kirleticilerle dolu alveoller solunum fonksiyonlarını yerine getiremezler. Sonuç olarak, şiddetli pnömonisi olan bir hasta solunum sıkıntısı geliştirebilir.zatürre belirtileri, zatürre tedavisi, zatürre teşhisi

Zatürre nasıl yayılır?

Hastalığın sağlıklı insanlara bulaşması, hastalar öksürdüğünde, hapşırdığında veya konuştuğunda havaya salınan damlacıkların doğrudan solunması yoluyla gerçekleşir. Kalabalık yerler, kapalı alanlar, insanların bir arada yaşadığı okullar, ordu ve yurtlar pnömoniye yakalanma olasılığının daha yüksek olduğu yerlerdir. İnsanlar arasında pnömoniye soğuk algınlığının neden olabileceğine inanılıyor; ancak zatürre, yaz aylarında da ortaya çıkar. Soğuk algınlığı bağışıklık sistemimizi kısa bir süre için bile zayıflatarak bizi enfeksiyonlara karşı savunmasız hale getirdiği için pnömoni gelişme olasılığı artar. Bununla birlikte, zatürre, virüs veya bakteri gibi bulaşıcı bir ajanla temas etmeden soğuk algınlığından kaynaklanamaz.

Zatürre için risk faktörleri nelerdir?

Yaşlılık, sigara, kronik kalp veya akciğer hastalığı, madde kullanımı, bozulmuş öksürük refleksi ve bazı nörolojik durumlar, yabancı cisim aspirasyonu ve zararlı gazlara maruz kalma gibi belirli faktörler pnömoni için risk faktörleri olarak sıralanabilir.

Zatürre semptomları nelerdir?

Tipik pnömoni hastalarında semptomlar bir gürültü ile başlar. İlk semptomlar genellikle titreme, ateşli titreme, öksürük, balgamla birlikte ağrı ve yanlarda nefes almanın neden olduğu ağrıdır. Tedavi edilmezse, hızlı pnömoni başlangıcı ilk 48 ila 72 saat içinde solunum sıkıntısına neden olabilir. ARVI ile semptomlar daha belirsiz bir şekilde başlar. Sıcaklık yükseldikten sonra halsizlik, baş ağrısı, kuru öksürük ve / veya orta derecede balgam çıkarma görülür. Bu durumda hastalar hırıltılı solunum ve nefes darlığı yaşayabilir. Halsizlik, kas ağrısı, şiddetli baş ağrısı, mide bulantısı, kusma ve ishal eşlik edebilir.

Zatürre nasıl teşhis edilir?

Yukarıda belirtilen şikayetlerle başvuran hastalara anormal solunum sesleri, kanda artan enfeksiyon belirtileri ve göğüs röntgeni ile pulmoner infiltrasyon teşhisi konur. Entübe edilen bir hastanın balgam kültürü, kan / idrar serolojisi, nazal ve nazal sürüntüleri ve hava yolu kültürü patojen ve ilaç direncini belirlemek için kullanılır.

Zatürreyi tedavi etmek için ne yapılır?

Pnömoni tedavisi yapılırken hastanın risk faktörleri ve pnömoninin ciddiyetini gösteren faktörler dikkate alınır ve hastaneye yatırılma veya evde tedavi olma kararı verilir. Olası faktöre bağlı olarak, kültürün büyümesi beklenmeden tedaviye başlanır. Tedavinin temel dayanağı bakteriyel pnömoni için antibiyotikler, viral pnömoni için antiviral ilaçlar ve fungal pnömoni için antifungal ilaçlardır. Uygun tedavinin derhal başlatılması hayat kurtarır.

Tedavi yatak istirahati, ateş düşürücü ve ağrı kesiciler, öksürük kesici ilaçlar, solunum yetmezliği için oksijen tedavisi, ateş sırasında sıvı kaybı ve vitamin yönünden zengin yüksek kalorili diyet ile desteklenmelidir.

Ağzı Yarasına Dair Bilinmesi Gerekenler

Hamilelik sırasında ağızda ağrı

Hamilelik sırasında vücutta hormonal aktivite artar. Hamile kadınlar, özellikle yemek borusu hormonuna maruz kaldıklarında sıklıkla diş eti problemleri ve diş eti iltihabına sahiptir. Diş etleri hassastır, çabuk şişer, kanamalar daha sık görülür. Bu tür durumlardan korunmak için hamilelik sırasında ağız ve diş bakımına dikkat edilmeli ve kesintiye uğratılmamalıdır.ağız yarası, ağzı yarasına ne iyi gelir, ağız yarası nedenleri

Bebek ve çocuklarda ağız yarası

Normal doğum yapan bebeklerde doğum sırasında anneden çocuğa geçen mantar enfeksiyonlarına bağlı olarak ağız çevresinde veya ağızda yaraları görülebilir. Bağışıklık sistemi sorunu olmayan bebeklerde bu lezyonlar kendiliğinden kaybolur. Ayrıca bebeklerin ağızda pamukçuk denilen beyaz lezyonları olabilir. Ağız boşluğu ve dişlerine yeterince özen göstermeyen ve ağız hijyenine uymayan çocuklarda da pamukçuk görülebilir. Herpes nadir de olsa çocuklarda ateşli hastalıklarda görülebilir.

Ağız yarasına ne iyi gelir?

Ağız yaraları genellikle doğal maddelerle gargara yapılarak tedavi edilir. Ağız agız zyaralarınan nasıl geçilir sorusuna cevap arayan kişiler, eski çağlardan beri doğal yöntemler kullanıyorlar. Doğal olarak iyileşmeyen ağız yarasını  tedavi etmek için antibiyotikler veya antiviral ilaçlar kullanılabilir. Antiviral ajanlar içeren kremler, uçukların tedavisinde yardımcı olabilir. İşte ağız yaralarını iyileştirebilecek bazı doğal maddeler.

Karbonat

Kabartma tozu genellikle ağızda oluşan lezyonlar için kullanılır. Kabartma tozu iltihabı azaltır, yara iyileşir ve ağrı azalır. Bir çay kaşığı karbonat biraz ılık su ile karıştırıldıktan sonra macun kıvamında hazırlanan macun yaraya sürülmeli ve bir süre lezyon üzerinde bırakılmalıdır. Daha sonra bu karışım temiz ılık suyla yıkanmalıdır.

Tuz

Tuzlu suyla gargara yapmak ağız yarasının tedavisine yardımcı olabilir. Tuz ayrıca afttan kaynaklanan ağrıyı da giderir. Bir çay kaşığı sıradan ev tuzu yarım bardak ılık suda çözülür ve bu suyla günde birkaç kez veya hatta birkaç saatte bir 15-30 saniye boyunca yutmadan gargara yapabilirsiniz.

Karanfil yağı

Karanfil yağı analjezik özelliklere sahiptir. Çok ağrılı olabilen aft benzeri lezyonlarda ağrıyı hafifletmek için kullanılabilir.

Aloe Vera

Aloe vera bitkisinden elde edilen jel, ağrıyı azaltmak ve iyileşme sürecini hızlandırmak için doğrudan afta sürülebilir. Aloe vera suyu da aynı şekilde çalışır. Çatlamış dudaklar ve uçuklar gibi diğer oral lezyonlar için de yararlı olduğu bulunmuştur.

Meyan kökü

Meyan kökünün doğal iyileştirici özellikleri ağız yaraları için de faydalıdır.

Hindistancevizi yağı

Hindistan cevizi yağı doğal bir antimikrobiyal maddedir. Susam yağı veya diğer yenilebilir yağlarla karıştırılması gereken hindistancevizi yağı gargara, eski çağlardan beri ağız ülserlerini tedavi etmek için kullanılan bir çare.

ada çayı

Adaçayı çayı, bilinen en eski bakteri öldürücü bitkilerden biridir, bu nedenle ağız yarasını tedavi etmek için de kullanılabilir. Her yerde bulunabilen adaçayı yaprağı çayı, ister gargara yapılarak ister sıcak suda demlendikten sonra ağzınızda az bir miktar bekletilerek kullanılabilir. Sage Gargara ağız hijyenini destekler, iltihabı azaltır ve ağrıyı hafifletir.

Yukarıda belirtilen doğal yöntemlerle iyileşmeyen veya sık tekrarlayan ağız yaraları daha ciddi hastalıkların habercisi olabilir. Bu durumda kulak burun boğaz uzmanı veya diş hekimi ile randevu almayı unutmayınız.

Jinekomasti nedir?

Erkeklerde daha çok glandüler dokuda görülen meme ve meme uçlarının iyi huylu büyümesine jinekomasti denir. Bir kadın ile erkeğin göğüslerinin yapısal şekilleri aynı olsa da, bir erkeğin göğüslerinin kadına göre daha küçük olmasının nedeni erkeğin östrojen hormonuna sahip olmamasıdır. Bu, yaşamın 3 evresinde sık görülen bir durumdur; yenidoğanlarda, ergenlerde ve orta yaş üstü erkeklerde. Ülkemizde her üç erkekte bir jinekomasti görülmektedir. Bazı hastalarda ağrı ve ağrıya neden olsa da sağlığa zararlı değildir. Ancak genç ve yetişkin erkekler, yüzme veya spor yapma gibi fiziksel aktiviteler sırasında utanç ve utangaçlık gibi rahatsızlıklar yaşayabilirler. Birçok erkek için jinekomasti güvensizliğe, çekilme semptomlarına ve kötü duruşa neden olabilir. Jinekomasti bir veya iki memede ortaya çıkabilir. Jinekomasti sert ve yoğun dokular üretir. Kendiliğinden gerileme veya iyileşme imkansızdır. Günümüzde jinekomasti tedavi edilebilir bir hastalıktır.jinekomasti nedir, jinekomasti nasıl tedavi ediliyor, jinekomasti tedavisi

Jinekomasti türleri

Jinekomasti 3 türe ayrılabilir:

Glandüler tipte jinekomasti: Glandüler tipte jinekomasti ile kadın göğsüne benzer şekilde süt üretmeyen sert memeler vardır.

Yağ tipi jinekomasti: Yağ tipi jinekomasti, yağ dokusunda da baskındır. Meme dokusunda artış olmaz. Bu tip jinekomasti aşırı kilo alımına veya kaybına neden olur.

Karışık jinekomasti: Karışık jinekomasti, fazla miktarda glandüler ve yağ dokusunun birlikte meydana geldiği bir jinekomasti türüdür.

Jinekomasti semptomları

Göğüslerde hassasiyet

Göğüste ağrı ve hassasiyet

Bir veya iki meme ucundan akıntı

İki memenin büyüklüğündeki farklılık

Meme başı altında şişlik hissi

Koltuk altlarındaki lenf düğümlerinin şişmesi

Jinekomasti nasıl teşhis edilir?

Öncelikle uzman bir doktor, meme, cinsel organ ve karın dokuları dahil olmak üzere detaylı bir fizik muayene yapar. Jinekomasti, doktor gerekli gördüğü takdirde kan testleri, mamografi, bilgisayarlı tomografi (BT), doku biyopsisi, manyetik rezonans görüntüleme (MRI) gibi yöntemlerle teşhis edilir. Bu konudaki en önemli nokta jinekomastinin meme kanserinden farklılaşmasıdır. Muayene ve teşhis yöntemleri sayesinde meme kanseri ve meme apsesi gibi diğer hastalıklardan ayırt edilmesi kolay olup, doğru tedavisi sağlanacaktır.

Doğal ve Uzun Saçlara Sahip Olunur Mu?

Şampuan reklamlarındaki o ışıl ışıl parlayan ve uzun bir görünümde olan saçlara kanmayınız. Zira uzmanların yaptığı araştırmalar neticesinde sürekli olarak şampuan kullanımı saçların dökülmesini sağlayan ve zayıflatan kimyasal maddeleri içermektedir. Reklamlarda gördüğümüz parlayan saçlar ise tamamen ilizyon diyebiliriz. Çekimler başlamadan evvel saatlerce makyaj, saçlar üzerinde parlatıcı etki yaratan spreyler ile dalgalı olmasını sağlayan diğer kimyasal maddeler içermektedir. Hepsi bunlardan ibaret olur. Bu sebeple doğal ve en sağlıklı şekilde doğal ve uzun saçlara sahip olunur mukonusu üzerine sizlere detaylı ve geniş bir konu kapsamında bunlara değinelim. Hindistan cevizi, zeytinyağı ve jojoba yağları ile tamamen doğal bir bakım süreci sağlayarak saçlarınızın sağlıklı bir şekilde uzamasını sağlıyor. Temin edeceğiniz 3 damla kadar lavanta yağı, jojoba yağı, biberiye yağı ile ikişer damla olmak üzere sedir ağacı yağı ve kekik yağını kısıt ateşte ısıtarak elde edeceğiniz karışımı saçlarınıza uygulayarak doğal bir bakım gerçekleştiriniz. Elde edeceğiniz bu karışımı ılık bir şekilde saç diplerinize kadar masaj yapıp yedirerek sağlayınız. Bu işlem sonucunda saçlarınızın daha hızlı uzamasını sağlayabileceğiniz gibi, aynı zamanda daha canlı, parlak ile bakımlı saçlara da sahip olunabilir.doğal saç, uzun saç, doğal yoldan uzun saça sahip olma

Kadınların pek çoğu saç uzatma yöntemlerinin net olarak bilinmediğini ve kulaktan dolma olduğunu söyleyebiliriz. Ancak geçmişten günümüze kadar uzayan formüllerle ve uzman kişilerin tavsiye ettiği doğal yollar bu söylemleri ikiye bölünmektedir. Bu doğal formüllerden biri de yumurta akı ve zeytinyağı ile ilgili olur. Her iki besin kaynağının karışımı ile birlikte saçlarınızı uzatabileceğiniz gibi, aynı zamanda normal saçlara göre on kat daha güçlü bir hale getirmektedir. İki karışımı maun kıvamına getirip saç diplerinize uygulayın.Suyun illa saça değmesine gerek yoktur. Vücudumuza he her konuda etkisi olan su tüketimi metebolizmayı da hızlandırmaktadır. Ek olarak günlük bazda 8 bardak yani ortalama 1,5 ila 2 litre arasında su tüketimi yapmanız vücudunuza fayda sağlıyor. Vücuda katkı sağladığı gibi, daha güçlü ve uzun saçlara sahip olmanızı da sağlayacaktır. Hızlıca saç uzatıcı bir özelliği de bulunan suyun tüketimi her mana da size faydalıdır.Fön makineleri ile saçlarınızı devamlı kurutmak, saçlarınızı güçsüzleştirir ve özellikle kırılmasına sebep olmaktadır.

Zerdeçalın Faydaları Nelerdir?

Zerdeçal’ın bilimsel adı curcuma longa‘dır. Son zamanlarda hem beslenme ve yemeklerde aroma olarak kullanılması nedeniyle oldukça göze çarpman bitkilerden biridir. Anayurdu Doğu Hindistan olarak bilinir. Yurdumuzda yetişmemektedir. İçeriğinde bol miktarda B6 ve C vitaminleri bulunmaktadır Ayrıca potasyum, demir, manganez, kalsiyum, sodyum, çinko ve bakır mineralleri içermektedir. Yapılan laboratuvar deneylerinde içinde bulunan bileşenlerden “kurkuminioitler”in etkileri üzerinde duruluyor. Özellikle de içinde bulunan iki madde tam bir vücudun kalkanı olarak görev yapıyor bu maddeler ise; dezmetoksikurkumin ve bisdezmetoksikurkumin)dir.zerdaçalın faydaları, zerdeçal nelere iyi gelir, zerdaçal kullanımı

Yapılan araştırmalara göre zerdeçalın kanserden korunmada etkili olacağı öngörülüyor. Pankreas kanseri ölümcül kanserlerden biri ve çok fazla ilaç tedavisi uygulanamıyor. Yapılan deneylerde zerdeçalın tedavide faydası olabileceği söyleniyor. Zerdeçalın etkili bileşenleri olan kurkuminoitlerin insanlarda 18 ay süre ile günlük 8 grama kadar dozlar ile uygulandığı vakit herhangidir. Tahammülsüzlük sorunu ile karşılaşmadığı ve bazı pankreas hastalarında ise pozitif neticeler alındığı bilinmektedir. Bir diğer önemli faydası ise kireçlenme hastalığına önemli etkisi belirlenmiş. Radyolojik olarak bir ya da iki dizinde de kireçlenme teşhisi konulan 50 hasta üzerinde 3 ay süreyle zerdeçalın temel bileşimi olan kurkuminin, bünyede emilimi yüksek bir türevi uygulanmış. Sonucunda ise ağrılarda belirgin azalma fiziksel olarak işlev kapasitesinde artış olmuştur.

Diğer Faydaları:

Sinirleri uyarır

İltihap giderir

Soğuk algınlığı ve astımda faydalıdır

Verem de faydası vardır

Vücutta biriken zehirli maddeleri atar

Kolesterolü azaltıcı etkisi bulunur

Karaciğeri güçlendirir

Zerdeçal Nasıl Kullanılır?

Zerdeçalın meyve kısmı kullanılır. Kurutulan meyveleri toz haline getirildikten sonra yemeklere baharat olarak katılabileceği gibi çayı da yapılabilir. Bal ile karıştırılıp soğuk algınlığı, grip döneminde kullanılabilir.

Zerdeçalın Zararı Var mıdır?

Hamile ve emziren kadınlar doktorun onayını almadan kullanmamaları gerekir.

Fazla miktarda alınması halinde mide mukozası tahrişine neden olabilir.

Kan sulandırıcı ilaçlarla birlikte kullanılmamalı. Eğer ameliyat gibi bir durum varsa kullanımı iki hafta önceden bırakılmalı.

Anne Sütünün Önemi Nedir?

Kadın vücudunda büyük değişimin başladığı hamilelik sürecince en büyük değişime uğrayan organlardan biri de süt damarlarıdır. Bebeğin ana besin kaynağı olan anne sütünün varlığı ilk ay itibari ile başlar. Süt bezleri giderek genişler ve son aylara yaklaşıldığında göğüslerde büyüme giderek fark edilir hale gelir. Şüphesiz her anne bebeğini emzirmek ister, ancak bazı anne adayları estetik açıdan oluşabilecek deformasyonları düşünerek bu konuda çekingen davranabilir.anne sütü, anne sütünün önemi nedir, anne sütü neden önemli

Doğanın kanunu olan bebeğin anne sütü ile beslenmesi kuralı bebek sağlığı için vazgeçilmez bir kuraldır. Özellikle ilk 6 ay bebeğin anne sütü ile beslenmesi şarttır. Gelişimi hala devam eden bebek bu süreçte hayatı boyunca ihtiyacı olacak bağışıklık sistemini anne sütü ile güçlendirecektir. Bunun yanı sıra özellikle ilk süt (ağız) bebek için dış etkenlerden ve hastalıklardan korunmak için mutlaka gereklidir. Bu nedenle doktorlar annenin bebeği doğduğu zaman zarfı içinde emzirmesini isterler. İlk sütün halk dilinde ağız’ın bebekte ilk ayda görülen sarılığa karşı da koruma sağladığı bilinmektedir.

Bebeğin emmemesi anne sütünün azlığından veya tadını beğenmemesinden değil, doğru emzirme şeklinin sağlanamamasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca sütüm kesildi veya az geliyor gibi durumların oluşmasının başlıca nedeni de yanlış emzirme şeklidir. Bebekler anne göğsünde koyu renkte olan tüm kısmı ağızlarına aldığında tam anlamıyla sağlıklı bir emme işlemi sağlarlar. Yeni anne adaylarının yaptığı en büyük hata ise sadece göğüs ucunun bebeğe verilmesidir.

Bu hata hem bebeğin sürekli sütü çekmeye çalışması ancak başarılı olamaması ve buna bağlı olarak emmekten vazgeçmesidir. Bu çabalama esnasında anneye olan zarar ise sürekli yenilenmeyen ve emilemeyen süt nedeni ile süt bezlerinin tembelleşmesi ve bebeğin süt çekebilmek amacı ile anne göğüs uçlarını zedeleyecek şekilde baskı uygulamasıdır.

Anne sütü tüm besinlerin önünde gelir. Anne sütünü çoğaltmak ve bebeğin sağlıklı emme işlemini gerçekleştirmek için mutlaka doğru şekilde bebeği tutmalı ve koyu göğüs bölümünü bebeğin ağzına alması sağlanmalıdır. Sütü çoğaltan en önemli şey sürekli sütün yenilenmesini ve süt bezlerinin aktif bir şekilde çalışmasını sağlamaktır. Bunların yanı sıra bol su içmek süt çoğalmasında en etkili formüldür.

Bu Senenin En İyi Ve En Kötü Modası

Sık sık duyarız 80 ve 90’ların trend kıyafetleri geri geldi diye. Peki bu kıyafetler her zaman güzel mi görüyor? Tabi ki de hayır bazen moda çatısı altında öyle saçma şeyler tasarlanıyor ki, insanın tüm şevki kırılıyor. Bu anlamada ‘’insan taş devrinde daha şıkdı’’ kelimeleri ağızdan dökülüveriyor. Öyle ya moda bir geri dönüşüm sanatıdır. Bir 70’lere iniyoruz sonra 90’lar derken 2000’li yıllar sonra bir daha geri 70 ve 80’ler oluyor. Bu böyle süregelen olaylar zinciri halinde. Sadece  bizim moda anlayışımız böyle değil tüm Dünyanın anlayışı bu kriterler üzerine. Bir bakıyoruz paris moda haftası mankenler çıkmış podyuma,  ama üstlerinde yenilik yok. ‘’Pişirip pişirip ye misali’’ her zaman aynı tasarımlar.2021 modası, bu yılın modası, yılın moda trendleri

Bunların dışında bu senenin en iyi modası şunlardır;

Yüksek bel pantolonlar: Düşük bel pantolon görmekten  o kadar bıktık ki, yüksek bel trendinin geri gelmesi çok iyi oldu.

Siyah beyaz grafik desen: Kıyafetlerde  yakalanan bu özellik elbiselerin albenisini artırmış durumda.

Kadife kıyafetler: Kadife kıyafetler  şıklığın bir parçası olarak her zaman dolaplarda yerini korumuştur. Bu sene kadife kıyafetler canlılığı ile göz kamaştırdı.

Boğazlı kazaklar: Boğazlı kazaklarda bu sene iyi iyi trendler arasındaydı.

Topuz saçlar: Hafif döküntülü topuzlar bu sene trendler arasında yerini korudu. Özellikle omuz hizasında kalanlar çok şık görünüyordu.

  2015-2016 sezonun en kötü modası ise şunlardır

Koltukaltı tüyleri boyama hiç şüphesiz koltuk altı kıllarını boyatan kızlar oldu. Hatta öyle bir akım haline geldi ki sosyal medya bu saçmalıklar ile bir dönem doldu taştı.

Ağartılmış kaşlar: Bu fikir kimindir bilmiyoruz ama bildiğimiz tek şey bu nasıl bir moda yaklaşımıdır. Yası insanlar bu durumdan kurtulmak için uğraşıp dururken, bizler niye nine dede kılığına bürünelim.

Latex elbiseler: Bu elbiseler trend yapmak için  değildir herhalde. Çünkü market poşetleri gibi duruyor insanlar üzerinde.

Kısa pantolon: Pantolonları o kadar kısaltılması hiç hoş gözükmüyor. Özellikle erkekler bunu moda olarak kullandıkları için çok çirkin duruyor.

Yırtık Pantolon: Bir zamanlar hafif yırtık pantolonlar çok modaydı herkes tarafından tercih edilir ve giyilirdi. Yırtık pantolon olayının son trendi olarak karşımıza çıkan şey kesinlikle o moda olamaz. Çünkü pantolon yırtılmakla kalmamış ön bacaklar komple yok olmuş sadece arkası var.

Tarçın Nedir?

Tipik bir defnegiler familyasından olan tarçın, yaklaşık olarak 6 ila 12 cm boylarında yetişen bir ağaçtır. Uzun ve silindir şekline bir gövdeye sahip olurken boyu 50 cm ulaştığı zaman yukarısından kesilmekte ve kök kısmından uzun şıvgınların çıkmasına neden olmaktadır. Bu şıvgınlar yaklaşık 2 ila 3 cm uzunluğunda olmaktadır. Kabukları soyularak kurutulmaktadır. Tarçının bir de çiçeksi kısımları vardır. Bu çiçeksi kısımları ağacın en tepesinde bulunmakta ve her zaman toplu halde durmaktadır. Yaprakları ise taze haldeyken kırmızıya daha sonra da yeşile dönmektedir. Her ne kadar baharat olarak bilinse de tarçın koku vermesi için bazen yemek ve tatlılara da katılmaktadır. Aynı zamanda kokusundan dolayı parfümlere de koyulmaktadır.  Çoğu insan tarçın hakkında pek fazla bilgi sahibi olmadığı için ayrıntılı olarak tarçın nedir? tarçın nerelerde kullanılır? Şeklinde sorular sormaktadır. Tarçın tropik ülkelerde yetiştirilmesinin yanı sıra ülkemizde de sadece botanik bahçelerde yetiştirilmektedir.tarçının faydaları, tarçının faydaları nelerdir, tarçın ne gibi faydalar sağlar

Tarçının Faydaları Nelerdir?

Fidesi gövdesinden ayrıldığı zaman kurtulmaya bırakılan tarçın, daha sonra hem evlerde hem de farklı amaçlar ile kullanıldığı zaman faydalarını da göstermektedir. Çoğu zaman yediğimiz tarçının her ne kadar faydalarını bilmesek de bu yazımızda tarçının faydaları nelerdir? Diyerek başta vücut sağlığı açısından etkilerine bakacağız. Tarçının faydaları arasında kan dolaşımını etkileyici ve geliştirici hızının bulunması, sindirimi kolaylaştırması, özellikle iştah sorunu yaşayanlar adına iştah açıcı, mide bulantılarına iyi gelmesi gibi etkenler bulunmaktadır. Zaman zaman hastalığın tedavi sürecinde de hastaya oldukça iyi gelen tarçın, 1 kahve kaşığı demliğe konularak kaynar su ile 10 dakika demlenmeye bırakılarak içilmektedir. Böylece mide ve bağırsak gazlarına da iyi gelen bir yapısı bulunmaktadır.

Tarçının Zararları Nelerdir?

Genellikle soğuk havalarda tüketilen bir baharat türü olan tarçının zaman zaman zararlı etkileri de ortaya çıkmaktadır. Genellikle tarçının zararları nelerdir? Diyerek araştırma yapıldığı zaman da pek çok etkisi bulunabilmektedir. Bunlardan bazıları ise hastalığı tetikleyici özellikleridir. Örneğin yüksek tansiyon hastası birisi ilaç kullanırken tarçın tükettiği zaman ilacın etkisini arttırmasına yardımcı olabilmektedir. Bu yüzden de hastanın kan şekerinin düşmesine neden olunmaktadır. Tarçın bazen karaciğeri zorlayıcı özelliğe de sahiptir. Yağ tarafı cilde uygulandığı zaman cildi tahriş edebilmekte, gebelik döneminde ise mutlaka doktora başvurularak kullanılması önerilmektedir.

Kuru Ciltler İçin Çözümler

1 yemek kaşığı siyah çay

2 tatlı kaşığı bal

1 yemek kaşığı maden suyu

2 yemek kaşığı yulaf ezmesi

2 tatlı kaşığı havuç ya da pancar suyu

Malzemeleri buharda pişirip ılıtınız. Yüze uygulayıp kağıt havlu ile kaplayınız. Biraz bekletip ılık suyla yüzü yıkaya bilirsiniz. Nemlendirici ürün. Haftada 2 kez bu tarifi yapabilirsiniz. Burada baharat yerine geçen bitkiselimiz çaydır. Bitki çaylarından özellikle  rezene, adaçayı, papatya ve ısırgan gibi baharatların yerine geçen ve cildi derinden besleyen, bakım yapan malzemelerdir. Cilt maskelerinizde bitki çaylarının yapraklarını kullanmalısınız. Cilde aromatik yağlardan da yararlanabilirsiniz.  kuru cilt bakımı, cilt maskesi, kuru cilt maskesiSusam yağı, avokado, hindistancevizi yağı ve zeytinyağı kullanılabilir. Yağlı bir cildiniz varsa ham ipek kese yardımıyla kurutucu baharatları ile cildinize maske yapabilirsiniz. Güzellik ve tazelik için ise besbase kabuğu ile maydanoz kullanabilirsiniz. Badem yağı ve kaymak da katılarak cildi tazeleyen bir karışımı yüzünüze uygulayabilirsiniz. Parlak bir cilt için bezelye ile üzüm pekmezi karıştırılır. Ayçiçeği yağı ve yağmur suyu da katılırsa cilt pırıl pırıl parlar. Leke ve sivilce gidermek içinse buğday ve badem yağı karışımı müthiş bir çözümdür. Çöküntü ve kırışıklık için limonsuyu, zeytinyağı, civanperçemi çiçeği, bal ve yumurta sarısı maskesi hazırlayabilirsiniz. Mikrop arındırmak için çam filizi, sarımsak, patlıcan ve kaymak ile maske hazırlanabilir.

Mucizevi çözümler

Taze bir ten için tarçın, defne yaprağı, kayısı suyunda pişirilir. Süt ve yumurta da ilave eklenerek müthiş etkili bir maske uygulamak mümkün olabilir. Bu maske saçlara da uygulanabilir, saç dökülmesini önler. Sivilce önler giderir ve teni pürüzsüzleştirmenize yardımcı olur. Tarçın ve zencefil baharatlar arasında cilt güzelliğine en çok etkisi olan bitkilerdendir. Tarçın kan dolaşımını hızlandırır, tene ve yüze sağlıklı pembe bir renk vermektedir. Zerdeçal, kekik ve biberiye bunlardan birkaçıdır. Pul biber iltihabı keser ve önlemektedir. Ciltteki iltihaplı rahatsızlıkları giderir. Fesleğen ya da reyhan otu cildi besler ve radyasyon etkilerinden korur. Tarçın ciltte ferahlatmakta, ölü hücreleri arındırmakta, hücreleri kuvvetlendirerek destek sağlamada, gözenekleri toparlamakta ve diş beyazlatmada faydalı olabilir. Bal ile karıştırılarak yüze uygulanır. Kişniş de bilinen etkili baharatlardandır.